Akciğer Kanserine Dikkat
Prof.Dr. Reha Baran

Prof.Dr. Reha Baran (4)

Alerji mi, soğuk algınlığı mı?

Havaların bir açıp bir kapadığı, gün içerisinde ısı değişikliklerinin fazlasıyla kendini gösterdiği bahar ayları bir yandan soğuk algınlığına bir yandan da alerjiye davetiye çıkarıyor. Üstelik sadece bahar ayları değil mevsim geçişlerinde de etkisini gösteren hastalıklar çoğu kez birbiriyle karıştırılabildiğinden tedavisinde de gecikme yaşanabiliyor ya da gereksiz yere antibiyotik kullanarak vücuda fayda yerine zarar verilebiliyor!

Alerji mi, soğuk algınlığı mı?

Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, bahar alerjisinin tedavi edilmediğinde yakınmaların daha kronik hale gelebileceğini ve astıma neden olabileceğini belirterek, alerji ve soğuk algınlığının ortak belirtileri arasındaki ince farkları ve alınabilecek tedbirleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çiçeklerin açtığı, doğanın canlanıp yeni kıyafetlerini giydiği, kuş cıvıltılarının insana huzur verdiği, açık havada vakit geçirme isteğinin arttığı bahar mevsimi, bir yandan da hastalıklara davetiye çıkarıyor. Havaların bir ısınıp bir soğuması, güneşin yüzünü gösterdiği bir anda bahar yağmurlarının bastırması soğuk algınlığına neden olabilirken, alerjik bünyeli kişilerde sorunlar daha da artıyor. Baharın güzelliğini yaşayanların aksine atopik denilen, alerjiye duyarlı bünyeye sahip kişilerde bitkilerden havaya karışan polenlere maruz kalmak birtakım alerjik reaksiyonlara neden olduğundan hayatı kabusa çevirebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran çayır- çimen polenleri, tahıl, ağaç ve yabani otlar gibi etkenlerin bahar alerjisine neden olabildiğini belirterek; bahar alerjisinin burun akıntısı ve kaşıntısı, göz yaşarması ve kaşınması, gözlerde kızarıklık, sık gelen ve sabahları daha çok olan hapşırık atakları, öksürük ve nefes darlığı gibi şikayetlere yol açtığını, bu belirtileri hep aynı mevsimde yaşayan kişilerin hastalıklarını kolayca anlayabileceklerini söylüyor.

ASTIMA ÇEVİREBİLİYOR!

Bahar alerjisinin soğuk algınlığı ile karıştırılabildiğini, ortak bazı belirtiler nedeniyle alerji tedavisinde gecikme yaşanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran öksürük, hapşırma, burun akıntısı, gözlerde kızarma ve sulanma gibi sorunların iki haftadan fazla devam etmesi durumunda mutlaka bahar alerjisinden şüphelenilmesi ve alerji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtiyor. Bahar alerjisinin tedavi edilmediğinde yakınmaların daha kronik hale gelebileceğini ve astıma neden olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran, “Bahar alerjisi tedavi edilse de edilmese de, bu kişilerde astım olma riski her zaman var. Çünkü nefes yolu burundan başlayan ve akciğere kadar giden bir yol. Alerjik reaksiyon tüm bu yolu etkilediği için kişilerin yüzde 50’den fazlasında astım görülebiliyor. Ancak illa ki bir astım krizinden bahsetmiyoruz; öksürük atakları, önlemeyen öksürükler, zaman zaman nefes darlığı şeklinde de olabiliyor. Hem astımı hem alerjik riniti olan hastalarda alerjik rinit tedavi edildiğinde astım da geçebiliyor. Yine önlem alınmazsa, yorgunluk, iştahsızlık, sinirlilik, baş ağrısı, sinüzit ve orta kulak iltihabı gelişebilir” diyor.

ORTAK BELİRTİLERİ VAR

Pek çok kişi bahar aylarında ve mevsim geçişlerinde nezle veya grip olduğunu zannediyor hatta gereksiz antibiyotik bile kullanabiliyor. Oysa antibiyotik değil tedavi etmek, aksine antibiyotiğe karşı vücudun direnç kazanmasına yol açtığından vücuda zarar veriyor. Bahar alerjisi soğuk algınlığının bazı ortak noktalarına dikkat çeken Prof. Dr. Reha Baran “Gözlerde yanma, burun içinde ve boğazda kaşıntı, hapşırma, burunda tıkanıklık ile akıntı gibi ortak belirtiler var. Ancak ayırt etmek çok kolay. Kişi zaten bu belirtileri ilk defa yaşamadığından yıllarca aynı dönemlerde tecrübe etmiştir. Mutlaka genetik bir alt yapısı vardır. Belirtiler bir hafta içinde azalıp kayboluyorsa bunun soğuk algınlığı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bahar ayları boyunca devam ediyorsa alerjiden şüphelenmek gerekiyor” diyor.

 

AŞI TEDAVİSİ ÖNERMİYORUZ

Bahar alerjisine karşı aşı tedavisi önermediklerini belirten Prof. Dr. Reha Baran “Polen alerjisinde alerjenler genelde birden fazla olduğu için aşı tedavisi önermiyoruz” derken, geleneksel tedavilerden fayda görmeyen hastalarda ve tek bir alerjene karşı alerji saptanmışsa, hastane koşullarında olmak kaydıyla aşı yapılabileceğini söylüyor.

BU ÖNERİLERLE KORUNABİLİRSİNİZ

· Sabah saatlerinde özellikle rüzgarlı havalarda polenlerin çok fazla olması nedeniyle zorunlu değilseniz dışarı çıkmayın.

· Dışarı çıkmanız gerekiyorsa maske, gözlük, şapka takmanız faydalı. Yine polenlerden korunmak için ağız, göz ve burun kenarlarına vazelin sürün.

· Eve geldiğinizde duş alarak saçlarınızdaki ve vücudunuzdaki polenleri uzaklaştırın.

· Gerek evde gerekse aracınızda pencere açmak yerine polen filtreli klima kullanın. Klimalarınızın filtresini düzenli aralıklarla değiştirmeye özen gösterin.

· Alerjik olmayan yastık, çarşaf, nevresim kullanın.

· Evinizde toz tutacak fazla eşyalardan ve aksesuarlardan, duvardan duvara halıdan kaçının.

Halk arasında “ince hastalık” olarak bilinen “verem” hastalığına yakalanan, kurtulamazdı. Verem, bir başka deyişle tüberküloz, günümüzde artık tedavi edilebilir olmasına rağmen hala çok sayıda kişibu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor.

Öyle ki dünyada her yıl 2 milyon insan verem hastalığından ölüyor. Bunun nedeni ise hastalığınzamanında tespit edilememesi ve tam tedavinin uygulanmaması.Veremin dünyanın en yaygın enfeksiyon hastalığı olduğunun altını çizen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, bu hastalıktan 2020’yılına kadar 30 milyon kişinin hayatını kaybedeceğinin öngörüldüğünü söylüyor. Hastalıkla mücadelede yapılan en büyük hatanın ise tedaviyi erken bırakmak olduğunu belirten Prof. Dr. Reha Baran, her hastanın en az 10 kişiye de mikrobu bulaştırdığına da dikkat çekiyor.

Mikrop ömrün herhangi bir dönemde aktif hale gelebiliyor!

Verem binlerce yıldır var olduğu bilinen bir hastalık. Zengin-yoksul, genç-yaşlı demeden herkese bulaşabiliyor. En çok akciğerde olmak üzere tüm organlarda hastalık yapıyor. Tedavisiz bırakılırsa ya da kötü tedavi edilirse, öldürücü olabiliyor.Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran,“Verem mikrobu ne kadar tedavi edilirse edilsin, verem basilinin bir kısmı vücutta ölü olarak kalıyor. Verem mikrobu alan bir kişi o hastalığa hemen yakalanmayabiliyor, ömrünün bir döneminde bu mikrop aktif hale gelebiliyor” diyor.

Verem temasla bulaşmıyor

Verem temasla değil, havada asılı duran verem partiküllerinden bulaşan bir hastalık. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde diğer insanlara da kolaylıkla bulaşabiliyor.Eğer hasta tedavi altında değilse ve mikrop saçıyorsa, öksürmesi, hapşırması ve nefes alıp vermesiyle havaya karışanmikroplar, hasta ile aynı ortamda bulunan sağlıklı kişilerin ciğerlerine yerleşebiliyor.

Hastalığın bulaşması konusunda halk arasında yanlış bilinen bazı noktaların da altını çizen Prof. Dr. Reha Baran, “Mikrop tokalaşmakla, hastanın kullandığı eşyalara temasla bulaşmıyor. Hastanın iyi tedavi edilmesini sağlamak ve ayrı odada tedavisini sürdürerek odayı sık sık havalandırmak, tedavideki en önemli etkenler” diyor. Hastayla aynı ortamı paylaşanların özellikle koruyucu ilaç tedavisi görmelerinin önemini de vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran, Verem Savaş Dispanseri’nde ücretsiz olarak hastanın yakınlarının taramasının yapıldığını ve koruyucu ilaçların verildiğini söylüyor.

Bağışıklık sistemi zayıf olanlar risk altında

Peki mikrobu alan herkes hasta olmuyorsa, verem mikrobu kimleri hasta ediyor? Burada bağışıklık sisteminin devreye girdiğine değinen Prof. Dr. Reha Baran “Kişi çok çalışıyorsa, çok sigara içiyorsa, yorgunsa, alkol alıyorsa savunma sistemini zayıflatmış oluyor. Veya diyabetiktir. Diyabetik olanlarda da savunma sistemi zayıf oluyor. Ya da ilaç, kortizon kullanıyordur, kemoterapi görüyordur. Bu tür hastalarda da vereme yakalanma riski çok daha yüksek. Örneğin ABD’de ve gelişmiş ülkelerde veremin artma nedeni AIDS hastalığının artmasıdır. Bunlarda da savunma sistemi çöktüğü için verem olma riski artıyor” diyor.

2 haftadan uzun süren öksürüğe dikkat!

Veremin sinsi bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Reha Baran, basit görülerek önemsenmeyen önemli belirtileri şöyle sıralıyor;

2 haftadan uzun süren öksürükHalsizlikHafif iştah kaybıBalgamda kanGece terlemeleri

“İyileştim” diyerek tedavi yarım bırakmayın

Bilinenin aksine herkeste verem mikrobu bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Reha Baran, “Türkiye gibi ülkelerde verem mikrobunun enfekte ettiği kişi sayısı oldukça yüksek. Türkiye’nin yüzde 30 ila 50 arasındaki kişilerde tüberküloz mikrobu var. Ancak bu kişilerin tümü hasta olmuyor. Her 100 bin kişiden ortalama 25 kişi tüberküloz hastası oluyor” diyor. Verem hastalarının doktora başvurma sürelerinin ortalama 1 ay olduğunu belirten Prof. Dr. Reha Baran bu sırada mikrop saçan hastanın mikrobu en az 10 kişiye bulaştırdığına dikkat çekiyor. Hastalıkta en tehlike durumun ise tedaviyi erken bırakmak olduğu uyarısında bulunan Prof. Dr. Reha Baran, tam tedavi uygulanmadığı için hastalığa yeniden yakalanma riskinin arttığını sözlerine ekliyor.

haberfark.net

Akciğer kanserine dikkat! Sıklığı son 20 yıldır dikkat çekici şekilde artan akciğer kanseri pek çok kişinin hayatını tehdit ediyor. Akciğer kanserinin görülme sıklığındaki artışın nedenleri arasında ise başta sigara tüketimi olmak üzere, çevre kirliliği ve havadaki kanserojenler yer alıyor. Sağlık - 24.02.2016 11:57 Akciğer kanserine erken tanı konulduğunda tam tedavi başarısı yüzde 85-90 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ancak belirtilerin hasta tarafından önemsenmemesi ve hastalığın sinsi seyretmesi nedeniyle akciğer kanserinin fark edilmesi genellikle ileri evrelerde gerçekleşiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, bu nedenle erken tanı için özellikle sigara içen ve 50 yaş üzerinde olan kişilerin yıllık akciğer tarama programlarına katılmalarını, inatçı öksürük ve balgamda kan görülmesi gibi durumlarda ise zaman kaybetmeden mutlaka bir hekime başvurmalarını öneriyor. Erkekler arasında en sık görülen kanser türü Dünyadaki tüm kanserlerin yüzde 12,9’unu akciğer kanseri oluşturuyor. Yeni olgu sayısı ise yıllık 1,8 milyonda seyrediyor. Ülkemizde de her yıl 30-40 bin kişiye yeni tanı konulacağı öngörülüyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, “Kanser türlerine bağlı ölümlerde her 5 kanser hastasından 1’inin akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettiğine dikkat çekiyor. Akciğer kanserinin görülme sıklığı tüm kanserler arasında erkeklerde ilk sırada, kadınlarda ise ilk 5 içinde yer alıyor. Ülkemizde akciğer kanserinin kadınlarda görülme sıklığı yüz binde 10 iken erkeklerde bu sayı 75’e yükseliyor. Bunun nedeni ise erkeklerde sigara içme oranlarının yüksek olması, endüstriyel işlerde daha fazla çalışmaları ve stres. Ölümcül hastalığın yüzde 90 sebebi sigara! Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran akciğer kanserine yol açan faktörleri, “Akciğer kanseri oluşumunun yüzde 90’ını sigara oluşturuyor. Bunun yanı sıra akciğer kanserine neden olan faktörler arasında; toprakta bulunan radon gazı, asbest, diğer kimyasallara maruz kalma, yüksek düzeyde hava kirliliği, içilen sudaki yüksek arsenik oranı, akciğere önceden radyasyon tedavisi uygulanması gibi sebepler yer alıyor” şeklinde anlatıyor. Tüm bu faktörlere maruz kalan kişiler ve ailesinde kanser hikayesi olanlar risk altında bulunuyor. Öksürük ve halsizlik varsa, dikkat Akciğer kanserinde erken tanının çok önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Reha Baran, bu hastalığın çok tehlikeli olmasını ise şöyle açıklıyor: “Akciğer kanserinin ilk belirtileri arasında yer alan inatçı öksürük ve halsizlik ne yazık ki hastalar tarafından fark edilse de, başka nedenlere bağlı olduğu düşünülerek önemsenmiyor. Özellikle sigara içenler bunun sigaraya bağlı olduğunu düşünerek dikkate almıyor. Bu yüzden hastaya genellikle başka bir nedenle çekilen akciğer grafisi sonrasında tanı konulabiliyor. Oysa her hastalıkta olduğu gibi akciğer kanserlerinde de erken tanı büyük önem taşıyor. Çünkü erken tanı sayesinde ameliyatla tam tedavi sağlanabiliyor” Yılda 1 kez tarama öneriliyor Tanı koyma yöntemlerinde, ortalama 30 yıl 1 paket ya da 15 yıl 2 paket sigara içen kişilerde veya son 15 yıl içinde sigarayı bırakmış 55-75 yaş arası kişilerde düşük doz akciğer tomografisi diğer tüm yöntemlerden yüzde 20 daha başarılı oluyor. Erken tanıda başarı oranı yüzde 90! Akciğer kanseri tedavisinde, hastalığın hücre tipi, evresi ve hastanın klinik durumunun büyük bir önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Reha Baran, tedavi aşamasıyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Hastalığın dört evresi ve bu evrelerin de alt grupları bulunuyor. Evre III-A dediğimiz grup da dahil olmak üzere her hastanın ameliyat şansı bulunuyor. En yüksek hayatta kalma oranları ameliyat olan hastalardır. Evre I denilen erken evrede tedaviyle başarı oranı yüzde 85-90 civarında seyrediyor. Bunun yanı sıra yeni tedavi yöntemleri kapsamında, günümüzde kanserli doku hücrelerindeki genetik değişiklikleri hedef alan ilaçlar geliştiriliyor ve kullanılıyor.” En önemli korunma yolu sigarayı bırakmak Önlenebilir bir hastalık olan akciğer kanserinin en önemli nedeni tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı olarak biliniyor. Prof. Dr. Reha Baran, “Bu sebeple sigaraya başlamanın önlenmesi ve içenlerin bıraktırılması hastalıktan korunmanın en önemli faktörü. Bunun yanı sıra radyasyon maruziyetine neden olan akciğer grafisi veya bilgisayarlı tomografi gibi tetkiklerin zorunlu olmadıkça yapılmaması öneriliyor. Asbest, radon ve zararlı gaz ve kimyasallara maruz kalmanın önlenmesi, çevresindeki solunum havasında asbest lifleri bulunan kişilerde profesyonel koruyucu solunum maskeleri kullanılması kanser riskini azaltabiliyor” Bu belirtiler akciğer kanseri habercisi olabilir Akciğer kanseri tanısı konulan hastalarda belirtiler tümörün akciğer içindeki yerleşimine, büyüklüğüne, yayılım yerine ve yayılma derecesine bağlı olarak çeşitlilik gösteriyor. Tümörün göğüs içi yayılımına bağlı belirtiler: Devamlı yoğun öksürük Göğüs, omuz ve sırt ağrısı Balgam miktar ve renginde değişme Kanlı balgam ve kan tükürme Nefes darlığı Ses kısıklığı Yutma bozukluğu Boyun ve yüzde şişlik Göz kapağında düşme Hışıltılı solunum Tekrarlayan bronşit veya zatürre atakları Tümörün göğüs dışı (karaciğer, lenf bezeleri, beyin, böbrek üstü bezleri, vb.) yayılımına bağlı belirtiler: Baş ağrısı, Bulantı, kusma Denge bozukluğu, baygınlık, hafıza kaybı Cilt altı şişlikler Kemik veya eklem ağrısı, kemik kırıkları Genel halsizlik Kanama, pıhtılaşma bozuklukları İştah kaybı, açıklanamayan kilo kaybı Kaşeksi (kas erimesi) Yorgunluk

Kaynak: Gecce.com
https://www.gecce.com.tr/haber-akciger-kanserine-dikkat

rehabaran cv1991 yılından bu yana Göğüs hastalıkları uzmanı olarak çalışmakta olan Prof. Dr. Reha Baran özellikle akciğer kanserleri üzerinde yoğun olarak çalışmıştır. Tanı yöntemlerinden olan hem rijid hemde Fiberoptik Bronkoskopi konusunda çok geniş bir deneyime sahiptir. Süreyyapaşa hastanesinde çalıştığı 23 yıl içinde 10.000 in üzerinde bronkoskopi yapmış ve sayısız asistan ve uzman yetiştirmiş ve halen yetiştirmektedir. Özellikle son 10 yıl içinde girişimsel bronkoskopi üzerinde çalışmalarını artırmış ve tüm platformlarda eğitici konumuna gelerek kurs yöneticiliği ve eğitmenliği de yapmıştır. Konu ile ilgili birçok ulusal ve uluslararası kongre ve toplantı da konuşmalar yapmıştır.

Akciğer kanserlerine tanı konması ve evrelemesi, akciğer hastalıkları tanı yöntemleri, sarkoidoz, interstisiyel akciğer hastalıkları ve çocuk göğüs hastalıkları özel ilgi alanıdır. Bunun yanında KOAH, Astım, Zatürre gibi sık görülen akciğer hastalıklarına sahip hastaları da poliklinikte kabul edip takip etmektedir.

CV

1963 yılında Ankara da doğdu. İlk ve ortaokulu bahçelievler de okudu. 1980 yılında Ankara Fen Lisesinden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesine girdi ve 1986 yılında tıp doktoru oldu. !987-1991 yılları arasında tıpta uzmanlık eğitimini Süreyyapaşa Göğüs hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Merkezinde tamamladı. Önce Başasistan 1995 yılında Doçent oldu. 1998 yılında klinik şefi oldu. 2001 -2003 yılları arasında Vakıf Gureba hastanesi Başhekimliği ve göğüs hastalıkları klinik şefliğini yürüttü. 2004-2006 yılları arasında Anadolu Sağlık merkezi ( Johns Hopkins ) göğüs hastalıkları bölümünde çalıştı. 2010 yılı eylül ayından itibaren Acıbadem Fulya hastanesinde göğüs hastalıkları sorumlusu ve başhekim olarak görevini sürdürmektedir.

ÜYE OLDUĞU DERNEKLER

-Türk Toraks Derneği

-Tüsad ( Solunum Araştırmaları Derneği)

-Akciğer Kanserleri Derneği

-ERS ( European Respiratory Society)

EĞİTİM

  • Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  • 1991
  • Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları
  • 1986
  • Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

İŞ DENEYİMİ

  • 2010 - Halen Acıbadem Sağlık Grubu
  • 2005 - 2006 Anadolu Vakfı Özel Johns Hopkins Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü
  • 2001 - 2003 Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başhekim
  • 1998 - 2010 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Klinik Şef
  • 1995 - 1998 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Doçent
  • 1991 - 1995 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başasistan
  • 1987 - 1991 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Araştırma Görevlisi

YABANCI DİLLER

  • İngilizce
Long-Term exposure to biomass fuel and its relation to systolic and diastolic bivetricular performance in addition to obstructive and restrictive lung diseases.

Echocardiography .2011 Jan;28(1): 52-61 Kargin R, Kargin F, Mutlu H, Emiroglu Y, Pala S, Akcakoyun M, Aung SM, Baran R, Ozdemir N.

Unusual presentation of hydadit cyst: diagnosis with bronchoscopy.

Cakir E, Ozaydın SE, Tasci E, Baran R. J Infect Dev Ctries. 2010 Jun 3;4 (5):352-4

Mortality rates and risk factors associated with nosocomial Candida infection in a respiratory intensive care unit.

Tuberk Toraks.2010;58(1):35-43 Adıguzel N, Karakurt Z, Güngör G, Yazicioğlu Mocin O, Acartürk E, Soğukpinar O, Baran R.

BNP levels in patients with long term exposure to biomass fuel and its relation to right ventricular function.

Pulm Pharmacol Ther. 2010 Oct;23(5):420-4 Emiroglu Y,Kargin R, Kargin F, Akcakoyun M, Pala S, Mutlu H, Akcay M, Aung SM, Baran R, Ozdemir R.

Pressure vs. volume control in COPD patients intubated due to ARF: a case-control study.

Takir H, Unver E, Baran R. Tuberk Toraks. 2009;57(2):145-54 Karakurt Z, Yarkin T, Altinöz H, Atik Güngör S, Adiguzel N, Güngör G, Demiryontar D, Bicakci B, Berk

Pleural chondoroma.

Asian Cardiovasc Thorac Ann. 2008 Jan ; 16(1):90 No Abstract available Eryigit H, Baran R, Kutlu CA.

Extrapulmonary tuberculosis in non-human immunodeficiency virus-infected adults in an endemic region.

Ann Thorac Med. 2007 Jul;2(3):118-21 Ozvaran MK, Baran R, Tor M, Dilek I, Demiryontar D, Arinc S, Toker N, Chousin EU, Sogukpinar O.

Follow-up hemoglobin concertrations in ICU: relationship between diagnostic blood loss and daily fluid balance.

Tuberk Toraks. 2007;55(4):323-8 Pazarli P, Yarkin T, Karakurt Z, Yetis Duman D, Saltürk C, Celik B, Baran R.

Histopathological diagnosis of endobronchial endometriosis treated with argon laser.

Respirology. 2006 May;11(3):348-50 Ozvaran MK, Baran R, Sogukpinar O, Uzman O, Sahin K, Kocadelioglu I, Aksoy F, Altun S.