Pazartesi, 09 Haziran 2014 18:22

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı KOAH

koahKOAH akciğerin zararlı gaz ve partiküllere karşı anormal enflamatuar yanıtı sonucu ortaya çıkan tıkayıcı ve ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Ekspirium (nefes verme) sırasında havayollarında ortaya çıkan çökme ve aşırı bronşial ifrazat havayollarında daralmaya neden olarak hava akım hızını azaltmakta ve bu olay sürekli olarak şiddetini arttırarak hastanın yaşam kalitesinde bozulmaya yol açmaktadır. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi KOAH'ta havayollarında meydana gelen değişikler geri dönüşümsüzdür ve sürekli ilerleyici karakter gösterir.American Thoracic Society'nin tanımına göre KOAH, Kronik bronşit ve amfizeme bağlı hava akımı kısıtlaması ile karakterizedir. Yine aynı derneğin tanımlamasına göre Kronik bronşit, birbirini izleyen iki yıl içersinde bir başka nedene bağlanamayan ve en az 3 ay süren kronik öksürük ve balgam çıkarma olarak ifade edilebilir. Amfizem ise akciğerin en uç noktalarında yer alan ve atmosfer havasından Oksijeni alıp kandaki Karbon dioksiti havaya vermemizi sağlayan alveolerin (küçük hava kesecikleri) anormal ve kalıcı genişlemesidir. Bu 2 hastalığın akciğerde yerleştiği alan ve yapmış oldukları kalıcı değişiklikler farklı tipte olmakla beraber KOAH,genellikle kronik bronşit ve amfizemin değişik oranlarda birlikteliği ile karakterizedir.

Dünyada ve Ülkemizde KOAH'nın Boyutu nedir ?

Tüm dünyada ciddi bir ölüm nedeni olan bu hastalık yüzünden her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişi yaşamını yitirmektedir.Bu hastalalığın 2020 yılında küresel yük açısından ilk 5. sıraya yerleşeceği tahmin edilmektedir.ABD'de 1968-1995 arası yaşa uyarlanmış ölüm oranlarının seyrine bakıldığında,koroner kalp hastalığı, inme, diğer serebrovasküler hastalıklar ve bunların dışında kalan diğer tüm ölüm nedenlerinde azalma izlenirken, aynı dönemde KOAH nedenli ölüm oranlarında ciddi bir artış olduğu (% 163) saptanmıştır. KOAH bugün tüm dünya genellinde ölüm nedenleri arasında 6. sırada yer almaktadır ve 2020 yılında 3. sıraya yerleşeceği öngörülmektedir. Ülkemizde elimizde kesin sayısal veriler olmamakla birlikte yaklaşık 2,5-3 milyon KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir.

KOAH İçin Risk Faktörleri

KOAH için risk faktörleri astımda olduğu gibi genetik ve çevresel olmak üzere 2 grupta ele alınabilir. Yandaki tabloda görülen risk faktörlerinden en önemlisi sigara kullanımıdır. Gelişmiş ülkelerde KOAH gelişiminden sorumlu en büyük risk faktörü sigara iken gelişmekte olan ülkelerde sigaranın yanısıra çevresel ve mesleki zararlı gaz ve partiküllere ya da hava kirliliğine maruz kalma da önemli oranda KOAH gelişiminden sorumlu tutulmaktadır. Örneğin ülkemizde bazı kırsal alanlarda yakıt olarak kullanılan tezek dumanı KOAH için risk faktörü olarak ele alınmalıdır.

Aktif sigara kullanımı KOAH için bilinen en önemli risk faktörüdür. Sigara içenlerde KOAH gelişme riski içmeyenlere göre 10-25 kat daha fazladır. Aktif sigara içenlerin sigarayı bıraktıklarında solunum fonksiyon testlerindeki yıllık kayıp hızı, sigara içmeye devam edenlere göre ileri derecede azalmaktadır. Sigarayı bırakma yaşı ne kadar erken olursa solunum fonksiyon testlerindeki bozulma hızı o derecede yavaşlamaktadır. Bugün sigara içenlerin yaklaşaık % 15-20 kadarında KOAH geliştiği bilinmektedir.

Mesleksel maruziyet de KOAH için önemli risk faktörüdür. Havalandırması kötü, korunma önlemlerinn uygulanmadığı dumanlı ve tozlu işyerlerinde çalışanlarda KOAH gelişimi için normal popülasyona göre daha yüksek risk taşımaktadırlar.

Hastalığa Ait Belirti ve Bulgular:

Hastalığın ilk belirtileri öksürük ve balgam çıkarmadır. KOAH hastalarının büyük çoğunluğu aynı zamanda sigara tiryakisi olduğundan öksürük ve balgam yakınması başlangıçta hasta tarafından sigaradan oluyor düşüncesi ile önemsenmez. Oysa bu dönemde hastalığa tanı konulması hastanın geleceği açısından son derece önemlidir. Erken dönemde sigaranın bırakılması ile hastalık belirtileri gerileyebilir ve hastalık gelişimi durabilir. Öksürük genellikle sabahları daha fazla ve arka arkayadır.Kronik bronşitin ön planda olduğu KOAH olgularında çoğu kez öksürükle birlikte balgam çıkarma da vardır. Hastalığın bu dönemde fark edilmemesi ve sigaraya devam edilmesi neticesinde hastalık ilerler ve hışıltılı solunum, nefes darlığı gibi yakınmalar ortaya çıkar. Ayrıca bazı hastalarda balgamla birlikte hafif hemoptizi(kan tükürme) olabilir.Ön planda amfizemin yer aldığı KOAH olgularında ise hastalar en fazla nefes darlığından yakınırlar. Bu gruptaki hastalarda hışıltılı solunum, öksürük ve balgam çıkarma yakınmaları daha seyrektir. Yine amfizemin ön planda olduğu KOAH hastaları genellikle astenik, ince yapılı tiplerdir. Buna karşın Kr.bronşitin ön planda olduğu KOAH hastaları tıknaz kısa boylu yapıdadırlar. KOAH'ın ağır ve çok ağır formlarında kandaki Oksijen miktarında azalma ve buna bağlı siyanoz ve en nihayetinde sağ kalp yetersizliğine bağlı, ayaklarda şişme gibi belirtiler ortaya çıkar.

Hastalığın Tanısı

Sigara kullanımı,zararlı gaz ve partiküllere maruziyet veya genetik risk faktörleri varlığı ile birlikte kronik öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi semptomlar ile başvuran hastalarda standart akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri yapılmalıdır. Standart akciğer grafisinde KOAH'na ilişkin bulgular saptanabilmekle beraber yukarıdaki şikayetlere neden olabilen akciğer kanseri, bronşektazi gibi diğer akciğer hastalıklarının tanısı da konulabilir.Solunum fonksiyon testleri ise KOAH tanısının objektif olarak kesinleştirilmesini ve hastalığın varlığı durumunda ağırlık derecesinin belirlenmesini sağlar. Bu tetkikleri dışında EKG ve tam kan sayımı gibi yardımcı tanı yöntemlerine de başvurulabilir.

Tedavi

KOAH'nın tedavisi 4 bölümde ele alanıbilir. bunlar, Hastalığın tanısı ve derecesinin değerlendirilmesi, sigaranın bıraktırılması ve diğer risk faktörlerinin azaltılması, stabil dönemdeki tedavi ve akut atak dönemlerindeki tedavi olarak sıralanabilir. Bugün KOAH tedavisinde kullanılan pek çok çeşit ilaç piyasada bulunmakla beraber bu ilaçların hiçbiri hastalığı tamamen ortadan kaldıramaz ve hiçbir ilaç SİGARANIN BIRAKILMASI KADAR HASTALIĞIN İLERLEMESİNİ YAVAŞLATICI ETKİ GÖSTEREMEZ. Stabil dönemde KOAH tedavisinde tercih edilecek ilaçlar aynı astım tedavisinde olduğu gibi solunum yoluyla kullanılan inhaler ilaçlar olmalıdır. Hastalığın ağırlık durumuna göre bu ilaçlar gerektiğinde yani hasta örneğin efor yaparken nefes darlığı hissetiğinde kullanılabilir ya da hekimin önerdiği şekilde sürekli ve düzenli bir tedavi şeması uygulanabilir.KOAH'da ilaç dışı tedavi modaliteleri ise uzun süreli Oksijen tedavisi ve pulmoner rehabilitasyon programlarını içerir. Uzun süreli yada sürekli Oksijen tedavisi kanlarında Oksijen parsiyel basıncı hastalık nedeniyle belirli bir değerin altına düşmüş olgularda önerilir. Unutulmamalıdır ki bilinçsiz Oksijen kullanımı KOAH olgularında yarardan çok zarar getirebilir. Bu nedenle Oksijen tedavisinin gerekliliğine mutlaka hekim karar vermelidir.

KOAH'da Akut Atak ve Tedavisi

KOAH’lı hastanın, zeminde var olan dispne, öksürük ve/veya balgam çıkarma yakınmalarında, tedavisinde değişiklik gerektirecek boyutta akut bir artış göstermesi aku atak olarak tanımlanmaktadır.KOAH'lı hastalar yılda 1-4 kez alevlenme (akut atak) gösterebilirler. Alevlenmelerin büyük kısmı hafif olup evde tedavi edilebilirse de, çok şiddetli ve hayatı tehdit eden alevlenmelerde hastalar yoğun bakım ünitelerine bile yatırılabilirler.KOAH'lı olgularda birçok alevlenme nedeni olduğu bilinmekle birlikte hastaların büyük çoğunluğunda solunum yolları enfeksiyonları tablonun ortaya çıkmasında rol oynar.

Kategori Hastalıklar
Çarşamba, 12 Mart 2014 15:46

ALERJİ

alerjiBahar Allerjileri

Bahar mevsiminde alerjik hastalıkların görülme sıklığında büyük bir artış görülüyor. Bunun nedeni olarak da havada yayılan ağaç, çiçek ve çimenlerin oluşturdukları polenler gösteriliyor. Polenler solunum yoluyla vücuda girdiklerinde, kişi alerjik bir bünyeye sahipse, vücutta salgılanan maddelerden bazıları, özellikle de ‘histamin’ solunum yolları, gözler ve burun zarlarında kılcal damar genişlemeleri ile dokuların şişmesine yol açıyor. Bunun sonucunda da halk arasında ‘saman nezlesi’ olarak bilinen bahar alerjisi ortaya çıkıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Reha Baran, polen alerjisiyle ilgili en çok merak edilen soruları yanıtladı:

Her polen alerjik reaksiyon oluşturuyor mu?
Polenlerin hepsi alerjik reaksiyon oluşturmuyor.  Bahar alerjisinden çok sayıda polen sorumlu tutuluyor. Alerjiye en çok yol açan polenler arasında ise zeytin, fındık, kızılağaç, pelin, kavak, çayır otu, yulaf, çavdar ve buğday yulafları yer alıyor. Ülkemizde ağaç polenleri genellikle şubat-mayıs, ot polenleri mayıs-haziran, yabani ot polenleri ise yaz ortasından sonbahara dek etki edebiliyor.

HASTALAR ARDI ARDINA 15 – 20 KEZ HAPŞIRIYOR
Hastalar ne tür şikayetlerle doktora başvuruyor?
Bahar alerjisi genellikle nöbetler halinde tekrarlayan; hapşırık, burun akıntısı ve tıkanıklığı, burunda kaşıntı, gözlerde sulanma ve kızarma, boğazda devamlı kaşıntı hissi gibi nezle hastalığıyla aynı belirtilerle seyrediyor. En sık görülen belirtisi ise 15-20 kez tekrarlanan hapşırık ve gözlerde sulanma. Bahar alerjisi olan kişiler bu sorunlarını ‘Adeta krize girmiş gibi ardı ardına hapşırıyor, burun akıntısı ve gözlerimdeki sulanma sorunu yüzünden mendili elimden düşüremiyorum’ diye anlatıyorlar.


2 HAFTADAN FAZLA SÜREN YAKINMALARA DİKKAT!
Hastanın bahar alerjisi mi, yoksa nezle mi olduğu nasıl ayırt ediliyor?
Bahar alerjisi sıklıkla nezle hastalığıyla karıştırılıyor. Her iki hastalık arasındaki ayırt edici en önemli özellik, nezlede semptomlar 1 hafta, en geç 10 gün içinde kaybolurken, bu süre bahar alerjisinde 2, hatta 4 aya kadar uzuyor. Dolayısıyla bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüğü takdirde bunun altında alerjik bir reaksiyon olup olmadığının araştırılması gerekiyor. Ayrıca yakınmaların aralıklı krizler halinde oluşması, özellikle de hastanın ailesinde alerji öyküsünün olması bize bahar alerjisini işaret ediyor. Ancak kesin tanı alerjik deri testi ve kan tetkiklerinin ardından konuyor.

CİDDİ İŞ GÜCÜ KAYBI NEDENİ!
Hastaların yaşam kaliteleri bu hastalıktan nasıl etkileniyor?
Bahar alerjisi ciddi iş ve okul kaybına yol açabiliyor. Hastalar sürekli hapşırıyor ve akan burunlarını sık sık silmek zorunda kaldıkları için adeta ellerinden mendil hiç eksik olmuyor. Bunların yanı sıra çoğu zaman gözyaşı döken gözlerle iletişim kurmak zorunda kalıyorlar. Çevresindeki kişilerin bundan rahatsız olacaklarını düşündükleri için de bahar mevsiminde arkadaş toplantıları, sinema veya parti gib sosyal ortamlarda bulunmaktan kaçınabiliyorlar. Bu hastaların iş hayatları da bundan nasibini alıyor; yetişkinler toplantılarda, öğrenciler ise okulda konsantrasyon sorunu yaşıyorlar. Örneğin öğretmenler derslerini, yöneticiler ise çok önemli toplantılarını ya da konuşmalarını bu semptomlar nedeniyle yarıda kesmek zorunda kalabiliyor. Tüm bunların sonucunda da depresyon gibi ciddi tablolara kadar ulaşabilen psikolojik rahatsızlıklar yaşayabiliyorlar.


ARTIK ÇOCUKLARDA BİLE GÖRÜLÜYOR
Bahar alerjisi hangi yaş grubunda daha sık görülüyor?
Alerjik bünye genetiktir, doğuştan kodlanmıştır zaten. Öyle ki anne babasında alerjik reaksiyon varsa, çocukta oluşma riski yüzde 50’ye kadar yükselebiliyor. Alerjik reaksiyon vücutta oluşan birtakım immünolojik mekanizmalar sonucu genellikle 20 – 40 yaş grubunda görülüyor. Ancak son yıllarda genetiği değiştirilmiş hormonlu gıdalar, hava kirliliği, endüstriyel maddeler, ozon tabakasının delinmesi gibi çevresel şartlar ile yaşam koşullarının olumsuz yönde değişmesi bağışıklık sistemini zayıflatarak alerjin bünyeni daha da alevlenmesine yol açabiliyor. Bunun sonucunda bahar alerjisi artık 10 yaşındaki çocuklarda bile görülebiliyor.

İLAÇ TEDAVİSİNE EN AZ 3 AY DEVAM ETMELİ!
İlaç tedavisinden başarılı sonuçlar alınıyor mu?
Alerjik hastalıklar tümüyle tedavi edilemiyor. Dolayısıyla bahar alerjisinin tedavisinde amaç; hastalığın tekrarlamasını  önlemek ve belirtilerin şiddetini azaltmak. Günümüzde ilaç tedavisiyle burun tıkanıklığı ve burun akıntısı ile göz yaşarması gibi semptomların hafifletilmesi ve bu sayede hastanın kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Bahar alerjisinden yakınanların ilaç tedavisine en az 3-4 ay boyunca devam etmeleri gerekiyor. Ancak hastalar genellikle şikayetleri geçer geçmez  ‘artık iyileştim’ gibi büyük bir yanılgıya kapılıp, ilaç tedavisini yarıda bırakıyor. Bunun sonucunda da semptomlar birkaç gün sonra tekrar ortaya çıkıyor. Bu nedenle tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hastanın ilaçlarını düzenli olarak ve doktorunun önerdiği süre boyunca kullanması şart.

SORUN TEDAVİ EDİLMEZSE KRONİKLEŞEBİLİR!
Bahar alerjisinde de erken tanı ve tedavi önemli mi?
Bahar alerjisinin hafife alınmayıp, mutlaka tedavi edilerek kontrol altına alınması gerekiyor. Aksi halde sorun kronik sünüzite ve bronşite dönüşebiliyor. Veya burun akıntısı gibi belirtiler artık kronikleşebiliyor ve hastalar tedaviden fayda görmeyerek kaliteli bir yaşam sürme şansını kaybediyor. Ayrıca üst solunum yollarında başlayan sorun ilerleyerek alt solunum yollarına kadar iniyor, astım ataklarına yol açabiliyor. Yapılan çalışmalar bahar alerjisinin astıma dönüşme oranının yüzde 30 gibi yüksek oranda seyrettiğini ortaya koydu. Bunun nedeni ise hastaların ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zamanında doktora görünmemeleri, alerjenden yeterince korunmamaları ve sigara içmeleri.
Aşı etkili oluyor mu?
Aşı tedavisinde amaç;  alerjik olunan alerjene karşı vücudu yavaş yavaş alıştırıp, bu maddeye karşı oluşan reaksiyonu  azaltmak. Ancak aşı tedavisi çok tartışmalı bir konu. Çünkü etki mekanizması henüz tam olarak ortaya konamadığı için ileride vücutta ne tür bir reaksiyon ortaya çıkacağı net olarak bilinmiyor. Bahar alerjisinde ilaç tedavisi zaten hastaların yakınmalarının büyük oranda hafiflemesini sağlayabiliyor. Dolayısıyla aşı tedavisi ancak ilaç tedavisinden fayda görülmediğinde, vücut sadece tek bir alerjene karşı reaksiyon gösteriyorsa ve kişi bu maddeden korunamıyorsa yapılmalı. Riskli bir tedavi yöntemi olduğu için aşının mutlaka hastane ortamında ve alerji konusunda eğitim almış bir uzman tarafından yapılmasına dikkat edilmeli. Aksi halde aşılar fayda vermek yerine, ‘anaflaktik şok’ adı verilen ağır tabloya kadar varabilen ciddi yan etkilere neden olabiliyor. Dolayısıyla seçici olmak ve aşı tedavisini her hastaya yapmamak gerekiyor. (Aşı tedavisi her yıl mı yapılıyor, koruyuculuk oranı nedir? Hangi sıklıkta tekrar edilmesi gerekiyor?

POLENLERE GEÇİT VERMEYİN!
Bahar alerjiniz varsa dikkat etmeniz gereken en önemli şey, polenlerle teması önlemek.
•    Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde pencereleri kapalı tutun ve arabanızın camlarını da açmayın.
•    Evinizin içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanın.
•    Dış ortamda aktivitelerinizi azaltın. Özellikle polenlerin yoğun olduğu 05-10 saatleri arasında dışarı çıkmayın.
•    Polenlerin yoğun olduğu yerlerde egzersiz yapmaktan kaçının.
•    Mümkün olduğunca yeşil alanlarda bulunmayın.
•    Dışarı çıkmışsanız eve girer girmez kıyafetlerinizi değiştirin ve duş almayı ihmal etmeyin.
•    Kıyafetlerinizi yatak odasında çıkarmamaya dikkat edin.
•    Ağzınızı ve burnunuzu koruyan maske de kullanabilirsiniz.
Polenlerin yoğunlukta olduğu sabah saatlerinde dışarıya çıkmak zorunda kaldıysanız, burnunuzun çevresine bir miktar vazelin sürün. Böylelikle alerjenlerin büyük bir bölümünün o bölgeye yapışıp, solunum yoluna ulaşmaz.

Kategori Hastalıklar
Çarşamba, 12 Mart 2014 15:46

ASTIM

astimHavayollarının kronik inflammatuvar  (yangısal) bir hastalığıdır. Belirli aralıklarla ortaya çıkabilen nefes darlığı, öksürük , balgam çıkarma, göğüste sıkışma gibi solunumsal şikayetlerle karakterize ve atak olmadan hastaların kendilerini tamamen normal hissettikleri bir hastalıktır

Astım hastalığı, alerjik bünyeli kişilerde daha çok görülüyor, yaşam boyu sürüyor, öksürük ve nefes darlığı şikayetleriyle hayatı zorlaştırıyor. Alerjik astım mevsimsel özellik de taşıyor. Sonbahar ve ilkbaharda alerji artıyor, kişinin alerjik bünyesine bağlı olarak bronşlar kendisini korumak için kasarak ve daralarak cevap veriyor. Bu da nefes alma zorluğunu ortaya çıkarıyor. Astım hastalığının dünyada 350 milyon kişiyi etkilediği sanılıyor. Ülkemizde ise tüm nüfusta görülme oranı yüzde 7 olan astımın, yaklaşık 5 milyon kişiyi etkilediğini söylemek mümkün.

Bir astım hastasının günlük hayatı hastalıktan nasıl etkileniyor?
Astım hastalığı kronik ancak belirli aralıklarla hastada problem yaratan bir hastalıktır. En büyük özelliği nefes darlığı ve öksürüktür. Dolayısıyla hastalığın aktif olduğu dönemlerde hastaların tüm yaşamları altüst olmaktadır. İş gücü kayıplarının en önemli sebeplerinden birisidir. Acile başvuran hastaların veya hastanede yatan akciğer hastalarının en önemli kısmını astım hastaları oluşturmaktadır.

Hastalığın belirtileri ve nedenleri nelerdir?
•    Hastalığın belirtileri, öksürük ve nefes darlığıdır. Bu değişik oranlarda beraber veya ayrı ayrı olabilir. Özellikle gece öksürükleri tipiktir.
•    Hırıltılı solunum, sırtüstü yatamama, kriz tarzında boğucu öksürükler balgamlı veya balgamsız olabilir.
•    Dağınık göğüs ağrısı, beraberinde burun tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde yaşarma gibi diğer alerji belirtileri olabilir.
•    Çok ilerlemiş vakalarda yoğun bakıma gidecek kadar ciddi nefes darlığı, morarma ve koma dahi oluşabilir.
•    En önemli nedeni alerjik bünyeye sahip olmaktır.
•    Alerjik kişilerde en sık ev tozu akarları, polenler, ağaç, çiçek tozları, kirli hava, sigara dumanı, yoğun kokular gibi solunumsal maruziyet sonrası hastalık tetiklenir ve klinik tablo oluşur.
•    Bunun yanında endüstriyel atıklar, gazlar, mesleki maruziyet gibi faktörler de astıma sebebiyet verebilir.
•    Alerjik olmayan astım tipleri de vardır. Bunlarda da bünyesel faktörler ön planda olur. Psikolojik travma da astımı tetikleyebilir.
•    Astım olmayan ancak alerjik rinit, sinüzit veya reflü gibi hastalığı olanlarda yatkınlık varsa bu hastalıkların tetiklenmesiyle de astım oluşabilir
Bir astımlıya, hastalığını kontrol altında tutabiliyor, normal yaşayabiliyor diyebilmek için hangi kriterler gerekiyor?
Astım tedavisinde hedef sıfır şikayet olmasıdır. Hasta istediği her şeyi yapabilmelidir. Eğer gece uykularını bölen öksürük, nefes açıcı kullanma ihtiyacı, efor sırasında göğüste sıkışıklık hissi, efor kapasitesinde azalma, hırıltılı solunum gibi şikayetler varsa hastalık kontrol altında değildir.
Astım hastalığı en çok yetişkinleri mi çocukları mı etkiliyor? Yoksa çocukluktan başlayıp yetişkinlikte mi sorun olmaya devam ediyor?
Alerjik astım daha çok çocuklukta görülür ama her yaşta çıkabilir. Çocuklukta iyi kontrol altına alınamamış astım ileride daha ciddi sorunlar çıkarabilir. Çocukluk çağında başlayan astımlıların bazılarında ise yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin güçlenmesi ile astım hastalığının şiddetinde azalma görülebilir.
Hastalığın tedavisi nasıl yapılıyor?
Tedavide genellikle inhalasyon ( nefes ) yoluyla alınan ilaçlar kullanılıyor. Hastalığın şiddetine göre ilaç ayarlaması veya doz ayarlaması yapılıyor. Nefes açıcı ve kortizon içeren kombine preparatların kullanılması en etkili tedavi yöntemidir. İnhalasyon yoluyla kullanıldıkları için sistemik yan etkileri yok denecek kadar azdır. Bunun yanında anti alerjik ilaçlar da sık olarak tedavide kullanılmaktadır. Hastada beraberinde alerjik rinit, sinüzit ve reflü varsa bunların tedavisi de büyük önem taşır.
Hastaların en sık yaptıkları yanlışlar nelerdir?
Birincisi iyileştim diyerek ilaçlarını doktordan habersiz kendi istekleri doğrultusunda kesmeleri. İkincisi ise kortizon tedavisi almam diyerek kullanmakta olduğu ideal ilaçları reddetmeleridir.
Astım hastasının hayat konforunu artırmak için neler yapılmalıdır?
Hastalığı hakkında iyi eğitilmeli ve hastalığın kontrol altında tutulma kriterleri hakkında bilgilendirilmelidir. Yaşadığı ortamda alerjen barındıracak halı, çiçek gibi ürünleri az kullanmalı ev tozuna karşı ev etkili bir şekilde silinmelidir. Özel toz tutmayan çarşaf takımları kullanılmalıdır. Sigara dumanından uzak olunmalı, yüzme ağırlıklı olmak üzere spora önem verilmelidir. Aynı zamanda kilo kontrolü de önem taşımaktadır. Zira şişmanlık astım hastalarının hayatını zorlaştıran bir faktördür.

Kategori Hastalıklar