Prof.Dr. Reha Baran

Prof.Dr. Reha Baran

Cumartesi, 14 Ocak 2017 10:32

EBUS nedir?

ebus

Bronkoskopi ile havayolları lümeni ve iç yüzeyi  gözlemlenir.

Endobronşiyal Ultrasonografi ( EBUS) ise gerek havayolları duvarı gerekse de havayolllarına komşu havayolu dışındaki yapıların değerlendirilmesi  ve gerekirse biyopsi alınması için geliştirilmiş bir yöntemdir.

Bronkoskopun ucuna monte edilmiş Ultrasonografi  probu ile ses dalgalarının gönderilerek patolojik yapıların tanınması, yerinin saptanması ve örneklenmesine olanak sağlar.

Özellikle akciğer kanserlerinde, hastalığın evrelemesi için çok değerli bir yöntemdir. Kanser öncesi olduğu kadar, tedaviye yanıtı değerlendirmek için de kullanılabilir. Solunum yollarına komşu lenf bezleri saptanrı ve güvenli ve doğru bir şekilde örneklenebilir

Nasıl yapılıyor?

Genel anestezi ile yapılabildiği gibi bilinçli sedasyonla veya lokal anestez i ile de yapılabilir. Endoskopi veya bronkoskopiden farkı yoktur.

Komplikasyon oranı son derece düşüktür.

1 2

 

 

Pazartesi, 09 Haziran 2014 18:28

VEREM

veremTüberküloz hastalığının etkeni “mycobacterium tuberculosis” ismi verilen bir basildir ve solunum yoluyla bulaşır. Tüberküloz aileden genetik (ırsi) olarak geçmez. Tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir. Binlerce yıldır var olduğu bilinen bu mikrop, hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması, konuşması sırasında oluşan damlacıklar içinde havaya atılır. Tüberküloz basilinin içinde bulunduğu bu damlacıkların solunması ile sağlıklı bireyler enfekte olur (mikrobu alır). Enfekte olan her kişide mutlaka hastalık gelişmez. Alınan basiller kişiyi hastalandırmaksızın vücutta uyur durumda kalır ve vücut direncinin düştüğü bir anda hastalık oluşturur. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem ilk iki yıldır.

Bulaşma açısından en riskli kişiler hastayla uzun süre aynı ortamda bulunan aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarıdır. Kaşık, çatal, bardak gibi yemek gereçleri, giysiler, çarşaflar gibi eşyalarla bulaşma olmaz. Verem mikrobu, güneş görmeyen ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneşten gelen ultraviyole ışınları verem mikrobunu kısa sürede öldürür. Bu nedenle insanların kalabalık olarak yaşadığı, havalanması yetersiz, güneş girmeyen ortamlar bulaşma için en riskli ortamlardır.

Belirtileri Nelerdir?

Tüberküloz hastalığı sıklıkla akciğerlerde görüldüğünden belirtilerinin önemli bir kısmı da akciğerlerle ilgilidir. Tüberküloz hastalarının en sık görülen yakınmaları;

  • 2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye cevap vermeyen öksürük
  • Balgam çıkarma
  • Balgamında kan görülmesi
  • Ateş
  • Gece terlemesi
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Kilo kaybı, İştahsızlık
  • Nefes darlığı
  • Göğüs ve sırt ağrısı

Hastalığı ilerlemiş vakalarda bazen bu belirtilerin çoğu görülebildiği gibi, bazen de hastalığın erken dönemlerinde çok az belirti görülebilir. Bu yakınmalar genellikle hafif başlayıp yavaş ilerlediğinden pek çok hasta doktora başvurmakta gecikmektedir. Tüberkülozun erken tanısı için 2-3 haftadan uzun süre öksürüğü olan kişilerin en kısa sürede göğüs hastalıkları polikliniğine veya verem savaşı dispanserine başvurmaları gerekir.

Akciğer dışı tüberküloz hastalığı olanlarda hastalığın olduğu organa ait daha farklı belirtiler de olabilir. Örneğin lenf bezi tüberkülozunda hastalığın olduğu lenf bezinin büyümesi, böbrek tüberkülozunda idrarda kan görülmesi, kemik tüberkülozunda ağrı gibi pek çok belirti de görülebilir.

Tanısı Nasıl Konulur?

Tüberküloz tanısı balgamda verem mikrobunun gösterilmesi ile konulur. Hastanın yakınmaları ve akciğer film bulguları tüberkülozdan şüphelenmeyi sağlar. Akciğer filmi veya diğer radyolojik incelemelerde tüberküloz hastalığının yaptığı değişiklikler görüldüğünde diğer hastalıklardan ayırt etmek için mikrobiyolojik inceleme yapılmalıdır. Hastadan alınan balgam veya diğer materyaller laboratuvarda incelenir. Tüberküloz basilinin görülmesi ya da ekilen kültürde basil üremesiyle tanı kesinleşir.

Tüberkülin deri testi (TDT) veya PPD, kişinin daha önce tüberküloz basiliyle karşılaşıp karşılaşmadığını gösteren bir testtir. Kişinin PPD sinin (+) olması verem hastası olduğu anlamına gelmez, sadece verem mikrobu ile karşılaştığını gösterir. Daha önce mikropla karşılaşan, vücudunda uyur durumda basillerin bulunduğu kişilerin PPD testi (+) dir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Tüberküloz tedavisi için günümüzde çok güçlü ilaçlar bulunmaktadır. Tüberküloz mikrobunu kesin olarak öldürmek ve bir daha çoğalarak hastalık yapmasını engellemek için başlangıçta en az 4 ilaç kullanılması gerekmektedir. Yapılan balgam kontrollerinin sonuçlarına göre 2 veya 3 ay sonra ilaç sayısı azaltılacaktır. Tüberküloz mikrobu diğer mikroplara nazaran çok daha yavaş çoğaldığı için ilaçların uzun süre ve düzenli kullanılması önemlidir. Toplam tedavi süresi en az 6 aydır. Bu süre içinde, Verem Savaşı Dispanserlerinde balgam ve akciğer filmi kontrolleri yapılacaktır. Hasta ilaçlarını düzenli kullanmazsa mikroplar ilaçlara karşı direnç geliştirir. Dirençli tüberküloz dediğimiz bu hastalık tipinde tedavi çok daha zordur; çok sayıda ilacın 18-24 ay kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle ilaçların sağlık personeli veya sorumlu bir kişi tarafından hastaya içirilmesi en etkili tedavi yöntemidir. Böylece hastaların ilaçların aksatmadan düzenli alması sağlanmış olur. Bu yöntem “Doğruda Gözetimli Tedavi” olarak tanımlanır.

Ülkemizde tüberküloz tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar yıllardan beri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmakta ve hastalara Verem Savaşı Dispanserleri aracılığıyla ücretsiz dağıtılmaktadır.

Özel beslenme, istirahat, uygun iklim koşulları veya stresten uzaklaşma gibi bazı unsurların tüberküloz tedavisinde çok da önemli olmadığı yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Tedavideki en önemli unsur; uygun ilaçların yeterli süre ve düzenli bir şekilde kullanılmasıdır.

Korunmak İçin Ne Yapılmalı?

Tüberküloz hastalığından korunmanın en etkili yolu bulaştırıcı hastalara hızla tanı konulup uygun tedavinin başlanmasıdır. Bu sayede bulaşma zinciri kırılabilecek ve yeni nesiller tüberküloz mikrobuyla karşılaşmadan yaşayabileceklerdir. Günümüzde kullandığımız ilaçlar çok güçlüdür. Uygun tedaviye başlandıktan 2-3 gün sonra basil sayısı hızla azalır ve 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük oranda ortadan kalkar. Bu nedenle hastalara hızlı tanı koyup tedavi başlamak toplumu hastalıktan korumanın en etkili, en hızlı, en kolay ve en ucuz yoludur.

Kişisel korunmada yıllardan beri bilinen yöntem BCG aşısıdır. BCG aşısı erişkinde gelişecek hastalığı engellemekten çok tüberkülozun ağır seyreden ve ölümcül olabilen formlarına karşı koruma sağlamaktadır. BCG aşısı, özellikle çocuklarda görülen, kanla yayılan (milier) ve beyin zarını tutan (menenjit) tüberküloz formlarına karşı koruyucudur. Ülkemizde BCG aşısı hayat boyu sadece bir kez uygulanmaktadır. Aşı takviminde doğumdan sonra ikinci ayını bitiren bebeklere yapılmaktadır.

Bazı özel durumlarda; bağışıklığı baskılanmış kişilere, mikrop çıkaran hasta ile aynı evde yaşayanlara, yakın zamanda enfekte olanlara ve özellikle enfekte çocuklara hasta olmamaları için koruyucu ilaç tedavisi verilir. Koruyucu tedavide kullanılan ilaç genellikle İzoniyazid’dir. Koruyucu tedavi süresi genellikle 6 aydır. Verem Savaş Dispanserleri koruyucu tedavi çalışmalarını da yürütmektedir.

Hastalığın Takibi Nasıl Yapılır?

Tüberküloz hastalarının en az altı ay düzenli ilaç içmelerini sağlamak çok önemlidir. Hastaların bir kısmı, en az altı ay sürmesi gereken tedaviyi düzenli sürdürememektedirler. Hangi hastanın tedaviyi yarım bırakacağını ya da düzensiz kullanacağını öngörmek de olanaksızdır. Bu nedenle, her bir hastanın tedavisini düzenli bir şekilde yapmak ve tamamlamak için doğrudan gözetimli tedavi gereklidir. Dünya Sağlık Örgütü, tedavi başarısını arttırmak için, tüberkülozlu hastaların her doz ilacının bir sağlık çalışanı veya eğitilmiş bir gönüllü tarafından içirtilmesini esas almaktadır. Ülkemizde de "Doğrudan Gözetimli Tedavi" uygulanmaktadır. Doğrudan gözetimli tedavi, hastanın iyileşmesini garantilediği gibi bulaşmayı önleyerek toplumun korunmasın da sağlamaktadır. Doğrudan gözetimli tedavi uygulanacak yer ve zaman, hastanın isteğine uygun olarak, tedaviyi yapacak doktoru ile birlikte kararlaştırılır.

Tedavi takibinde hasta muayene edilir, yakınmaları sorgulanır. İlaçların yan etkileri açısından değerlendirilir ve gerekirse tetkik yapılır. Bakteriyolojik ve gerekiyorsa radyoloji inceleme yapılarak iyileşme gözlenir, hasta eğitimine devam edilir. Tedavinin sonunda hastanın bakteriyolojik olarak tam iyileştiği gösterildikten sonra ilaçları kesilir, tavsiyelerde bulunulur.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Tüberküloz hastasının aynı evde yaşayanlara verem mikrobunu bulaştırma olasılığı yüksektir. Çünkü aynı havayı en uzun süre paylaşmaktadırlar. Bu nedenle, tüberküloz tanısı kesinleşince, bütün aile bireyleri ve hasta ile aynı havayı paylaşan işyeri ya da başka ortamdaki kişiler verem savaşı dispanserinde muayene için çağrılırlar. Buna temaslı muayenesi denilir. Temaslı muayenesi, eğer hastanın yakınlarında da hastalık varsa erkenden tanı koymayı sağlar. Ülkemizde hastaların yüzde 8-9’una temaslı muayenesi ile tanı konulmaktadır. Hasta olmayan ve risk taşıyanlara da koruyucu tedavi verilir. Koruyucu tedavi eğer düzenli kullanılırsa, mikrobu almış kişilerin hastalanmasını yüzde 90’a varan oranda önler. Özellikle çocuklarda koruyucu tedavi çok önemlidir.

Tüberküloz utanılacak, saklanılacak bir hastalık değildir. Bundan yaklaşık elli yıl önce, ilaç tedavisi yokken genellikle öldüren, ölmeyenleri de ciddi sakat bırakan bir hastalık olduğu için o dönemlerde korkutan ve utanılan bir hastalık olmuştur. Bugün erken tanı ve doğru tedavi ile hastalar tümüyle iyileşir. Buna rağmen toplum hastalık hakkında yeterli bilgilendirilemediğinden ve önyargılarından dolayı hala tüberküloz hastaları damgalanma problemi yaşamaktadır.

Salı, 24 Haziran 2014 18:28

Zatürre (pnömoni)

zaturre pnomoni nedirZatürrenin tıbbi adı pnömonidir. Akciğerin iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşabilir. En sık görülen, hekime başvurmaya neden olan, en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, kronik bir hastalığa sahip olanlarda (böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi), sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımı varlığında daha sık görülür. Toplumda gelişen pnömoniler (TGP), tüm dünyada hastane başvurularının, tedavi giderlerinin, iş-okul günü kayıplarının ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumludur.

Günümüzde antibiyotiklerin yaygın kullanılmasına ve etkin bağışıklama politikalarına bağlı olarak infeksiyon hastalıklarından ölümler giderek azalmakta iken toplumda gelişen pnömoniler halen yüksek hastalık ve ölüm nedenidir. Pnömoni, İngiltere ve ABD'de ölüm nedenleri arasında 6. sırayı; infeksiyonlara bağlı ölümler arasında ise 1. sırayı almaktadır. Ayakta tedavi edilen hastalarda ölüm oranı %1-5 iken, hastanede tedavi edilen olgularda oran %12'ye, yoğun bakım desteği gerektiren hastalarda ise %40'a ulaşmaktadır. Ülkemizde alt solunum yolu infeksiyonları, ölüm nedenleri arasında %4.2 ile 5. sırada yer almaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda pnömoniden ölüm oranının hastalığın ağırlığı ile ilişkili olarak %1 ile %60 arasında değiştiği ve hastanede tedavi edilen pnömonilerde oranın belirgin daha yüksek olduğu (%10.3-60) gösterilmiştir.

Belirtileri Nelerdir?

Ateş, öksürük, balgam çıkarma, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı-kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. Ağır zatürre durumlarında bir hastada deri ve mukozanın mavi renk alması, ciddi nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı olabilir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastaneye yatması gereken hastalarda daha farklı tedaviler gerekebilir. Çok ağır zatürre durumlarında yoğun bakımda yatış, solunum desteği uygulanma zorunluluğu doğabilir. 
Zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi çoğu kez mümkün olmayabilir. Ancak zatürre tanısı konduktan sonra en kısa zamanda antibiyotik tedavinin başlanması gereklidir. Bu nedenle hastanın yaşı, kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak antibiyotik tedavi başlanır. Balgamda herhangi bir mikrobun izlerinin saptanması ve bu mikrobun hangi antibiyotikle tedavi edilebileceğine dair veriler 72 saat içinde sonuçlanır. Sonuçlara göre antibiyotik tedavi yeniden düzenlenebilir. 
Hastanın yaşı, hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine karar verilir. 
Tedavi süresi hastalığın başlangıçtaki şiddetine, sorumlu mikroba, eşlik eden bir hastalığın olup olmamasına ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir. Genellikle ateşin düşmesini takiben 5-7 gün daha antibiyotiğe devam edilmesi önerilmektedir. Ancak bazı mikrop türlerine bağlı zatürre durumlarında tedavi süresini 10-14 güne bazen 21 güne kadar uzatmak gerekebilir.

Korunmak İçin Ne Yapılmalı?

Altta yatan kronik hastalıkların kontrol altına alınması, dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, pnömokok ve yıllık influenza aşıları ile TGP’nin sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir. Aktif veya pasif sigara içmek TKP’de bağımsız bir risk faktörüdür ve TGP tanısı alan olgulara sigarayı bırakma konusunda tıbbi destek verilmelidir.
En sık zatürreye neden olan mikrop pnömokoklardır. Pnömokoklara karşı yapılan pnömokok aşısı (zatürre aşısı) aşağıdaki durumlarda önerilir. 

Pnömokok aşısı yapılması öneriler kişiler:

* 65 yaş ve üzeri
*Kronik hastalık (FEV1 %40 olan KOAH’lılar ile bronşektazi, pnömonektomi (=bir akciğerin cerarahi olarak yerinden tamamen çıkarılması), kalp ve damar, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı olanlar)
* Kronik alkolizm
* Dalak disfonksiyonu veya dalağı alınmış olanlar
• Bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi kullanımı
• Beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlar
• Pnömokok hastalığı veya komplikasyon riskinin artmış olduğu şartlarda yaşayanlar
Aşı, koldan kas içine yapılır. Oldukça güvenilirdir, ciddi yan etkilere pek rastlanmaz. Yaşam boyu bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterli olur. 
Grip (influenza) de zatürreye zemin hazırlaması açısından tehlikeli olabilir. Her yıl en fazla gribe neden olan mikropların belirlenmesi ile her yıl yeni aşı hazırlanır ve grip aşısının her yıl tekrarlanması gereklidir. Aşı, Eylül, Ekim, Kasım aylarında yapılabilir. Aşı yapılması gereken kişiler aşağıda belirtilmiştir.

Grip aşısı yapılması gereken kişiler: 
• 65 yaş ve üzeri
* Kronik akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, bronş astımı, kalp ve damar hastalığı) 
* Şeker hastalığı, böbrek fonksiyon bozukluğu, çeşitli hemoglobinopatileri olan ve bağışık sistemi baskılanmış kişiler
• Yüksek riskli hastalarla karşılaşma olasılığı olan hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli
• Grip yönünden riskli şahıslar ile birlikte yaşayanlar (Altı aydan küçük bebekle yakın ve sürekli teması olanlar)
• Güvenlik görevlileri, itfaiyeciler gibi toplum hizmeti veren kişiler
• Grip sezonunda gebelik
Aşı kas içine yapılır. Ağır yumurta alerjisi olanlara yapılması sakıncalı olabilir. Yapıldığı yerde ağrı, hassasiyet gibi basit yan etkiler olabilir.

Pazartesi, 09 Haziran 2014 18:26

Yazılı Basında Doç.Dr Reha Baran

Korkusuz, 29.01.2015 STRES DE ASTIMI TETİKLİYOR

Sözcü Şık, 15.12.2014 ZATÜRREYİ GRİP SANMAYIN

Anadolu Manşet, 25.01.2014 NEFES DARLIĞI HASTALIK HABERCİSİ

Anadolu Manşet, 26.08.2013 NEFES DARLIĞI HASTALIK HABERCİSİ

Milliyet Cadde, 11.06.2013 ŞİKAYETLERİNİZ GEÇİNCE TEDAVİYİ BIRAKMAYIN

Sabah, 06.04.2013 Polen patlaması yaşanabilir

Yeni Nesil , 26.11.2012 GRİBİN SONU ZATÜRRE OLABİLİR

Sabah , 30.10.2012 SİGARAYI BIRAKAN KADIN ÖMRÜNE ÖMÜR KATIYOR

Zaman , 31.05.2012 BİR KEZ DENEYENLERİN YARISI SİGARAYA BAŞLIYOR

Takvim Saklambaç, 06.01.2012 KOAH´LILARA ÖZEL 15 YAŞAM ÖNERİSİ

Takvim Saklambaç , 05.01.2012 EN KÖTÜSÜ KANSER

Takvim Saklambaç , 03.01.2012 GEÇER DEMEYİN

Takvim Saklambaç , 02.01.2012 EN BÜYÜK TEHDİT

Günlük , 28.12.2011 VEREM HASTASI MİKROBU BULAŞTIRIYOR

Sözcü, 23.10.2011 SİGARA İÇENLER DAHA KOLAY BRONŞİT OLUYOR

Sözcü, 13.10.2011 BRONŞİTTEN KORUNMA YOLLARI

Literatür Aktüel, 01.09.2011 PNÖMOKOK AŞISI HEM ÇOCUKLARA HEM DE BÜYÜKLERE YAPILMALIDIR

Yeni Nesil, 10.08.2011 SİGARAYI BIRAK, 20 DAKİKADA DEĞİŞİMİ GÖR!

Çorum Gazetesi, 01.08.2011 Ramazan Ayı Sigarayı Bırakmak İçin Fırsattır

Sabah, 19.07.2011 Akciğerine Tavuk Kemiği Saplandı

Sözcü, 17.06.2011 Nefes Darlığını Ciddiye Alın

Sözcü, 19.05.2011 Bahar Alerjisi Bronşite Yol Açabilir mi?

Sözcü, 18.05.2011 Bahar Alerjisi mi Yoksa Nezle mi?

Güneş, 05.04.2011 Nefes Darlığı Hastalık Habercisi

Sabahla Günaydın, 02.02.2011 Çok Özel Günleri Kesinlikle Seçmeyin!

Dokuz Sütun, 18.12.2010 Türkiye´de 5 Milyon Astımlı Var

Güneş, 30.10.2010 Sigara İçenlerin Hastalığı KOAH

Güneş, 18.10.2010 Üzüntü ve Stres Astımı Tetikliyor 

Pazartesi, 09 Haziran 2014 18:22

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı KOAH

koahKOAH akciğerin zararlı gaz ve partiküllere karşı anormal enflamatuar yanıtı sonucu ortaya çıkan tıkayıcı ve ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Ekspirium (nefes verme) sırasında havayollarında ortaya çıkan çökme ve aşırı bronşial ifrazat havayollarında daralmaya neden olarak hava akım hızını azaltmakta ve bu olay sürekli olarak şiddetini arttırarak hastanın yaşam kalitesinde bozulmaya yol açmaktadır. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi KOAH'ta havayollarında meydana gelen değişikler geri dönüşümsüzdür ve sürekli ilerleyici karakter gösterir.American Thoracic Society'nin tanımına göre KOAH, Kronik bronşit ve amfizeme bağlı hava akımı kısıtlaması ile karakterizedir. Yine aynı derneğin tanımlamasına göre Kronik bronşit, birbirini izleyen iki yıl içersinde bir başka nedene bağlanamayan ve en az 3 ay süren kronik öksürük ve balgam çıkarma olarak ifade edilebilir. Amfizem ise akciğerin en uç noktalarında yer alan ve atmosfer havasından Oksijeni alıp kandaki Karbon dioksiti havaya vermemizi sağlayan alveolerin (küçük hava kesecikleri) anormal ve kalıcı genişlemesidir. Bu 2 hastalığın akciğerde yerleştiği alan ve yapmış oldukları kalıcı değişiklikler farklı tipte olmakla beraber KOAH,genellikle kronik bronşit ve amfizemin değişik oranlarda birlikteliği ile karakterizedir.

Dünyada ve Ülkemizde KOAH'nın Boyutu nedir ?

Tüm dünyada ciddi bir ölüm nedeni olan bu hastalık yüzünden her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişi yaşamını yitirmektedir.Bu hastalalığın 2020 yılında küresel yük açısından ilk 5. sıraya yerleşeceği tahmin edilmektedir.ABD'de 1968-1995 arası yaşa uyarlanmış ölüm oranlarının seyrine bakıldığında,koroner kalp hastalığı, inme, diğer serebrovasküler hastalıklar ve bunların dışında kalan diğer tüm ölüm nedenlerinde azalma izlenirken, aynı dönemde KOAH nedenli ölüm oranlarında ciddi bir artış olduğu (% 163) saptanmıştır. KOAH bugün tüm dünya genellinde ölüm nedenleri arasında 6. sırada yer almaktadır ve 2020 yılında 3. sıraya yerleşeceği öngörülmektedir. Ülkemizde elimizde kesin sayısal veriler olmamakla birlikte yaklaşık 2,5-3 milyon KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir.

KOAH İçin Risk Faktörleri

KOAH için risk faktörleri astımda olduğu gibi genetik ve çevresel olmak üzere 2 grupta ele alınabilir. Yandaki tabloda görülen risk faktörlerinden en önemlisi sigara kullanımıdır. Gelişmiş ülkelerde KOAH gelişiminden sorumlu en büyük risk faktörü sigara iken gelişmekte olan ülkelerde sigaranın yanısıra çevresel ve mesleki zararlı gaz ve partiküllere ya da hava kirliliğine maruz kalma da önemli oranda KOAH gelişiminden sorumlu tutulmaktadır. Örneğin ülkemizde bazı kırsal alanlarda yakıt olarak kullanılan tezek dumanı KOAH için risk faktörü olarak ele alınmalıdır.

Aktif sigara kullanımı KOAH için bilinen en önemli risk faktörüdür. Sigara içenlerde KOAH gelişme riski içmeyenlere göre 10-25 kat daha fazladır. Aktif sigara içenlerin sigarayı bıraktıklarında solunum fonksiyon testlerindeki yıllık kayıp hızı, sigara içmeye devam edenlere göre ileri derecede azalmaktadır. Sigarayı bırakma yaşı ne kadar erken olursa solunum fonksiyon testlerindeki bozulma hızı o derecede yavaşlamaktadır. Bugün sigara içenlerin yaklaşaık % 15-20 kadarında KOAH geliştiği bilinmektedir.

Mesleksel maruziyet de KOAH için önemli risk faktörüdür. Havalandırması kötü, korunma önlemlerinn uygulanmadığı dumanlı ve tozlu işyerlerinde çalışanlarda KOAH gelişimi için normal popülasyona göre daha yüksek risk taşımaktadırlar.

Hastalığa Ait Belirti ve Bulgular:

Hastalığın ilk belirtileri öksürük ve balgam çıkarmadır. KOAH hastalarının büyük çoğunluğu aynı zamanda sigara tiryakisi olduğundan öksürük ve balgam yakınması başlangıçta hasta tarafından sigaradan oluyor düşüncesi ile önemsenmez. Oysa bu dönemde hastalığa tanı konulması hastanın geleceği açısından son derece önemlidir. Erken dönemde sigaranın bırakılması ile hastalık belirtileri gerileyebilir ve hastalık gelişimi durabilir. Öksürük genellikle sabahları daha fazla ve arka arkayadır.Kronik bronşitin ön planda olduğu KOAH olgularında çoğu kez öksürükle birlikte balgam çıkarma da vardır. Hastalığın bu dönemde fark edilmemesi ve sigaraya devam edilmesi neticesinde hastalık ilerler ve hışıltılı solunum, nefes darlığı gibi yakınmalar ortaya çıkar. Ayrıca bazı hastalarda balgamla birlikte hafif hemoptizi(kan tükürme) olabilir.Ön planda amfizemin yer aldığı KOAH olgularında ise hastalar en fazla nefes darlığından yakınırlar. Bu gruptaki hastalarda hışıltılı solunum, öksürük ve balgam çıkarma yakınmaları daha seyrektir. Yine amfizemin ön planda olduğu KOAH hastaları genellikle astenik, ince yapılı tiplerdir. Buna karşın Kr.bronşitin ön planda olduğu KOAH hastaları tıknaz kısa boylu yapıdadırlar. KOAH'ın ağır ve çok ağır formlarında kandaki Oksijen miktarında azalma ve buna bağlı siyanoz ve en nihayetinde sağ kalp yetersizliğine bağlı, ayaklarda şişme gibi belirtiler ortaya çıkar.

Hastalığın Tanısı

Sigara kullanımı,zararlı gaz ve partiküllere maruziyet veya genetik risk faktörleri varlığı ile birlikte kronik öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi semptomlar ile başvuran hastalarda standart akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri yapılmalıdır. Standart akciğer grafisinde KOAH'na ilişkin bulgular saptanabilmekle beraber yukarıdaki şikayetlere neden olabilen akciğer kanseri, bronşektazi gibi diğer akciğer hastalıklarının tanısı da konulabilir.Solunum fonksiyon testleri ise KOAH tanısının objektif olarak kesinleştirilmesini ve hastalığın varlığı durumunda ağırlık derecesinin belirlenmesini sağlar. Bu tetkikleri dışında EKG ve tam kan sayımı gibi yardımcı tanı yöntemlerine de başvurulabilir.

Tedavi

KOAH'nın tedavisi 4 bölümde ele alanıbilir. bunlar, Hastalığın tanısı ve derecesinin değerlendirilmesi, sigaranın bıraktırılması ve diğer risk faktörlerinin azaltılması, stabil dönemdeki tedavi ve akut atak dönemlerindeki tedavi olarak sıralanabilir. Bugün KOAH tedavisinde kullanılan pek çok çeşit ilaç piyasada bulunmakla beraber bu ilaçların hiçbiri hastalığı tamamen ortadan kaldıramaz ve hiçbir ilaç SİGARANIN BIRAKILMASI KADAR HASTALIĞIN İLERLEMESİNİ YAVAŞLATICI ETKİ GÖSTEREMEZ. Stabil dönemde KOAH tedavisinde tercih edilecek ilaçlar aynı astım tedavisinde olduğu gibi solunum yoluyla kullanılan inhaler ilaçlar olmalıdır. Hastalığın ağırlık durumuna göre bu ilaçlar gerektiğinde yani hasta örneğin efor yaparken nefes darlığı hissetiğinde kullanılabilir ya da hekimin önerdiği şekilde sürekli ve düzenli bir tedavi şeması uygulanabilir.KOAH'da ilaç dışı tedavi modaliteleri ise uzun süreli Oksijen tedavisi ve pulmoner rehabilitasyon programlarını içerir. Uzun süreli yada sürekli Oksijen tedavisi kanlarında Oksijen parsiyel basıncı hastalık nedeniyle belirli bir değerin altına düşmüş olgularda önerilir. Unutulmamalıdır ki bilinçsiz Oksijen kullanımı KOAH olgularında yarardan çok zarar getirebilir. Bu nedenle Oksijen tedavisinin gerekliliğine mutlaka hekim karar vermelidir.

KOAH'da Akut Atak ve Tedavisi

KOAH’lı hastanın, zeminde var olan dispne, öksürük ve/veya balgam çıkarma yakınmalarında, tedavisinde değişiklik gerektirecek boyutta akut bir artış göstermesi aku atak olarak tanımlanmaktadır.KOAH'lı hastalar yılda 1-4 kez alevlenme (akut atak) gösterebilirler. Alevlenmelerin büyük kısmı hafif olup evde tedavi edilebilirse de, çok şiddetli ve hayatı tehdit eden alevlenmelerde hastalar yoğun bakım ünitelerine bile yatırılabilirler.KOAH'lı olgularda birçok alevlenme nedeni olduğu bilinmekle birlikte hastaların büyük çoğunluğunda solunum yolları enfeksiyonları tablonun ortaya çıkmasında rol oynar.

Pazar, 09 Mart 2014 18:11

Teşekkür

HAYRİYE BİNAY 
Reha Baran'dan çok memnun kaldık, teşekkür ederiz.
CENGİZ ALTUN 
Reha Bey´in güler yüzünden çok memnun kaldık. Teşekkür ederiz.
BURCIN ŞİMŞEK 
Reha Bey, babam Nedim Şimşek ile ilgili yardımlarınzı ve ilginiz için çok teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun.
YELİZ KABİL 
Başta başhekimime, Kader Kılıç hanımefendiye, Sema Adoğu, Aslı Demirci, Zeynep Aslan, Tülay Koçak, Ezgi Öztürk, Canan Seda Pektaş, Eda Göçmen, Elif Koçak ve Nurten Özkan´a sonsuz sabır ve güler yüzleri için çoook teşekkür ederiz.
ERSAN TANER 
Sn. Reha Baran ve tüm ekibine sonsuz teşekkürler. Neredeyse tüm Acıbadem şubelerinde tedavi gördüm. Burası kusursuz.
ESİN ÇELİKER OĞUL 
Babamın acil ve riskli operasyonu sırasında gösterdikleri yakın ilgi ve üstün performansları nedeniyle başta Sn. Op. Dr. Ümit Sekmen olmak üzere, anestezi uzmanı Dr. izzet Erola, yoğun bakım nöbetçi uzmanı Şule Hanım´a, emeği geçen tüm nöbetçi hekim, hemşire ve personel ekibine sonsuz teşekkürler. Acil operasyon nedeniyle bayramın ilk günü olmasına rağmen bu kadar donanım, mükemmel ve eksiksiz çalışmanın sorumlusu olduğunu düşündüğüm çok değerli dostum Sn. Dr. Reha Baran´a da minnettarlığımı dile getirmeyi borç sayıyorum.
GÜLSEREN BELER 
Dr. Utku Zor ve Dr. Reha Baran?dan çok çok memnunum. Çok ilgilendiler.
ADNAN TOPAL 
Tedavimin başladığı günden bu tarafa ilgi ve alaka mükemmeldi. Acil servis ekibi Dr. Reha Baran?a çok teşekkürler.
FUAT KEREM DİZLEK 
Başhekim Reha Bey´e ilgi ve alakasından dolayı teşekkür ederim.
MUHAMMET TURAN 
Çok güzel bir hastane. Özellikle başhekim Reha Bey´e çok teşekkürler.
Pazartesi, 09 Haziran 2014 17:57

Prof.Dr. Reha BARAN - CV

rehabaran cv1991 yılından bu yana Göğüs hastalıkları uzmanı olarak çalışmakta olan Prof. Dr. Reha Baran özellikle akciğer kanserleri üzerinde yoğun olarak çalışmıştır. Tanı yöntemlerinden olan hem rijid hemde Fiberoptik Bronkoskopi konusunda çok geniş bir deneyime sahiptir. Süreyyapaşa hastanesinde çalıştığı 23 yıl içinde 10.000 in üzerinde bronkoskopi yapmış ve sayısız asistan ve uzman yetiştirmiş ve halen yetiştirmektedir. Özellikle son 10 yıl içinde girişimsel bronkoskopi üzerinde çalışmalarını artırmış ve tüm platformlarda eğitici konumuna gelerek kurs yöneticiliği ve eğitmenliği de yapmıştır. Konu ile ilgili birçok ulusal ve uluslararası kongre ve toplantı da konuşmalar yapmıştır.

Akciğer kanserlerine tanı konması ve evrelemesi, akciğer hastalıkları tanı yöntemleri, sarkoidoz, interstisiyel akciğer hastalıkları ve çocuk göğüs hastalıkları özel ilgi alanıdır. Bunun yanında KOAH, Astım, Zatürre gibi sık görülen akciğer hastalıklarına sahip hastaları da poliklinikte kabul edip takip etmektedir.

CV

1963 yılında Ankara da doğdu. İlk ve ortaokulu bahçelievler de okudu. 1980 yılında Ankara Fen Lisesinden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesine girdi ve 1986 yılında tıp doktoru oldu. !987-1991 yılları arasında tıpta uzmanlık eğitimini Süreyyapaşa Göğüs hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Merkezinde tamamladı. Önce Başasistan 1995 yılında Doçent oldu. 1998 yılında klinik şefi oldu. 2001 -2003 yılları arasında Vakıf Gureba hastanesi Başhekimliği ve göğüs hastalıkları klinik şefliğini yürüttü. 2004-2006 yılları arasında Anadolu Sağlık merkezi ( Johns Hopkins ) göğüs hastalıkları bölümünde çalıştı. 2010 yılı eylül ayından itibaren Acıbadem Fulya hastanesinde göğüs hastalıkları sorumlusu ve başhekim olarak görevini sürdürmektedir.

ÜYE OLDUĞU DERNEKLER

-Türk Toraks Derneği

-Tüsad ( Solunum Araştırmaları Derneği)

-Akciğer Kanserleri Derneği

-ERS ( European Respiratory Society)

EĞİTİM

  • Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  • 1991
  • Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları
  • 1986
  • Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

İŞ DENEYİMİ

  • 2010 - Halen Acıbadem Sağlık Grubu
  • 2005 - 2006 Anadolu Vakfı Özel Johns Hopkins Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü
  • 2001 - 2003 Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başhekim
  • 1998 - 2010 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Klinik Şef
  • 1995 - 1998 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Doçent
  • 1991 - 1995 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Başasistan
  • 1987 - 1991 Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Araştırma Görevlisi

YABANCI DİLLER

  • İngilizce
Long-Term exposure to biomass fuel and its relation to systolic and diastolic bivetricular performance in addition to obstructive and restrictive lung diseases.

Echocardiography .2011 Jan;28(1): 52-61 Kargin R, Kargin F, Mutlu H, Emiroglu Y, Pala S, Akcakoyun M, Aung SM, Baran R, Ozdemir N.

Unusual presentation of hydadit cyst: diagnosis with bronchoscopy.

Cakir E, Ozaydın SE, Tasci E, Baran R. J Infect Dev Ctries. 2010 Jun 3;4 (5):352-4

Mortality rates and risk factors associated with nosocomial Candida infection in a respiratory intensive care unit.

Tuberk Toraks.2010;58(1):35-43 Adıguzel N, Karakurt Z, Güngör G, Yazicioğlu Mocin O, Acartürk E, Soğukpinar O, Baran R.

BNP levels in patients with long term exposure to biomass fuel and its relation to right ventricular function.

Pulm Pharmacol Ther. 2010 Oct;23(5):420-4 Emiroglu Y,Kargin R, Kargin F, Akcakoyun M, Pala S, Mutlu H, Akcay M, Aung SM, Baran R, Ozdemir R.

Pressure vs. volume control in COPD patients intubated due to ARF: a case-control study.

Takir H, Unver E, Baran R. Tuberk Toraks. 2009;57(2):145-54 Karakurt Z, Yarkin T, Altinöz H, Atik Güngör S, Adiguzel N, Güngör G, Demiryontar D, Bicakci B, Berk

Pleural chondoroma.

Asian Cardiovasc Thorac Ann. 2008 Jan ; 16(1):90 No Abstract available Eryigit H, Baran R, Kutlu CA.

Extrapulmonary tuberculosis in non-human immunodeficiency virus-infected adults in an endemic region.

Ann Thorac Med. 2007 Jul;2(3):118-21 Ozvaran MK, Baran R, Tor M, Dilek I, Demiryontar D, Arinc S, Toker N, Chousin EU, Sogukpinar O.

Follow-up hemoglobin concertrations in ICU: relationship between diagnostic blood loss and daily fluid balance.

Tuberk Toraks. 2007;55(4):323-8 Pazarli P, Yarkin T, Karakurt Z, Yetis Duman D, Saltürk C, Celik B, Baran R.

Histopathological diagnosis of endobronchial endometriosis treated with argon laser.

Respirology. 2006 May;11(3):348-50 Ozvaran MK, Baran R, Sogukpinar O, Uzman O, Sahin K, Kocadelioglu I, Aksoy F, Altun S.

Çarşamba, 12 Mart 2014 15:46

ALERJİ

alerjiBahar Allerjileri

Bahar mevsiminde alerjik hastalıkların görülme sıklığında büyük bir artış görülüyor. Bunun nedeni olarak da havada yayılan ağaç, çiçek ve çimenlerin oluşturdukları polenler gösteriliyor. Polenler solunum yoluyla vücuda girdiklerinde, kişi alerjik bir bünyeye sahipse, vücutta salgılanan maddelerden bazıları, özellikle de ‘histamin’ solunum yolları, gözler ve burun zarlarında kılcal damar genişlemeleri ile dokuların şişmesine yol açıyor. Bunun sonucunda da halk arasında ‘saman nezlesi’ olarak bilinen bahar alerjisi ortaya çıkıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Reha Baran, polen alerjisiyle ilgili en çok merak edilen soruları yanıtladı:

Her polen alerjik reaksiyon oluşturuyor mu?
Polenlerin hepsi alerjik reaksiyon oluşturmuyor.  Bahar alerjisinden çok sayıda polen sorumlu tutuluyor. Alerjiye en çok yol açan polenler arasında ise zeytin, fındık, kızılağaç, pelin, kavak, çayır otu, yulaf, çavdar ve buğday yulafları yer alıyor. Ülkemizde ağaç polenleri genellikle şubat-mayıs, ot polenleri mayıs-haziran, yabani ot polenleri ise yaz ortasından sonbahara dek etki edebiliyor.

HASTALAR ARDI ARDINA 15 – 20 KEZ HAPŞIRIYOR
Hastalar ne tür şikayetlerle doktora başvuruyor?
Bahar alerjisi genellikle nöbetler halinde tekrarlayan; hapşırık, burun akıntısı ve tıkanıklığı, burunda kaşıntı, gözlerde sulanma ve kızarma, boğazda devamlı kaşıntı hissi gibi nezle hastalığıyla aynı belirtilerle seyrediyor. En sık görülen belirtisi ise 15-20 kez tekrarlanan hapşırık ve gözlerde sulanma. Bahar alerjisi olan kişiler bu sorunlarını ‘Adeta krize girmiş gibi ardı ardına hapşırıyor, burun akıntısı ve gözlerimdeki sulanma sorunu yüzünden mendili elimden düşüremiyorum’ diye anlatıyorlar.


2 HAFTADAN FAZLA SÜREN YAKINMALARA DİKKAT!
Hastanın bahar alerjisi mi, yoksa nezle mi olduğu nasıl ayırt ediliyor?
Bahar alerjisi sıklıkla nezle hastalığıyla karıştırılıyor. Her iki hastalık arasındaki ayırt edici en önemli özellik, nezlede semptomlar 1 hafta, en geç 10 gün içinde kaybolurken, bu süre bahar alerjisinde 2, hatta 4 aya kadar uzuyor. Dolayısıyla bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüğü takdirde bunun altında alerjik bir reaksiyon olup olmadığının araştırılması gerekiyor. Ayrıca yakınmaların aralıklı krizler halinde oluşması, özellikle de hastanın ailesinde alerji öyküsünün olması bize bahar alerjisini işaret ediyor. Ancak kesin tanı alerjik deri testi ve kan tetkiklerinin ardından konuyor.

CİDDİ İŞ GÜCÜ KAYBI NEDENİ!
Hastaların yaşam kaliteleri bu hastalıktan nasıl etkileniyor?
Bahar alerjisi ciddi iş ve okul kaybına yol açabiliyor. Hastalar sürekli hapşırıyor ve akan burunlarını sık sık silmek zorunda kaldıkları için adeta ellerinden mendil hiç eksik olmuyor. Bunların yanı sıra çoğu zaman gözyaşı döken gözlerle iletişim kurmak zorunda kalıyorlar. Çevresindeki kişilerin bundan rahatsız olacaklarını düşündükleri için de bahar mevsiminde arkadaş toplantıları, sinema veya parti gib sosyal ortamlarda bulunmaktan kaçınabiliyorlar. Bu hastaların iş hayatları da bundan nasibini alıyor; yetişkinler toplantılarda, öğrenciler ise okulda konsantrasyon sorunu yaşıyorlar. Örneğin öğretmenler derslerini, yöneticiler ise çok önemli toplantılarını ya da konuşmalarını bu semptomlar nedeniyle yarıda kesmek zorunda kalabiliyor. Tüm bunların sonucunda da depresyon gibi ciddi tablolara kadar ulaşabilen psikolojik rahatsızlıklar yaşayabiliyorlar.


ARTIK ÇOCUKLARDA BİLE GÖRÜLÜYOR
Bahar alerjisi hangi yaş grubunda daha sık görülüyor?
Alerjik bünye genetiktir, doğuştan kodlanmıştır zaten. Öyle ki anne babasında alerjik reaksiyon varsa, çocukta oluşma riski yüzde 50’ye kadar yükselebiliyor. Alerjik reaksiyon vücutta oluşan birtakım immünolojik mekanizmalar sonucu genellikle 20 – 40 yaş grubunda görülüyor. Ancak son yıllarda genetiği değiştirilmiş hormonlu gıdalar, hava kirliliği, endüstriyel maddeler, ozon tabakasının delinmesi gibi çevresel şartlar ile yaşam koşullarının olumsuz yönde değişmesi bağışıklık sistemini zayıflatarak alerjin bünyeni daha da alevlenmesine yol açabiliyor. Bunun sonucunda bahar alerjisi artık 10 yaşındaki çocuklarda bile görülebiliyor.

İLAÇ TEDAVİSİNE EN AZ 3 AY DEVAM ETMELİ!
İlaç tedavisinden başarılı sonuçlar alınıyor mu?
Alerjik hastalıklar tümüyle tedavi edilemiyor. Dolayısıyla bahar alerjisinin tedavisinde amaç; hastalığın tekrarlamasını  önlemek ve belirtilerin şiddetini azaltmak. Günümüzde ilaç tedavisiyle burun tıkanıklığı ve burun akıntısı ile göz yaşarması gibi semptomların hafifletilmesi ve bu sayede hastanın kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Bahar alerjisinden yakınanların ilaç tedavisine en az 3-4 ay boyunca devam etmeleri gerekiyor. Ancak hastalar genellikle şikayetleri geçer geçmez  ‘artık iyileştim’ gibi büyük bir yanılgıya kapılıp, ilaç tedavisini yarıda bırakıyor. Bunun sonucunda da semptomlar birkaç gün sonra tekrar ortaya çıkıyor. Bu nedenle tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hastanın ilaçlarını düzenli olarak ve doktorunun önerdiği süre boyunca kullanması şart.

SORUN TEDAVİ EDİLMEZSE KRONİKLEŞEBİLİR!
Bahar alerjisinde de erken tanı ve tedavi önemli mi?
Bahar alerjisinin hafife alınmayıp, mutlaka tedavi edilerek kontrol altına alınması gerekiyor. Aksi halde sorun kronik sünüzite ve bronşite dönüşebiliyor. Veya burun akıntısı gibi belirtiler artık kronikleşebiliyor ve hastalar tedaviden fayda görmeyerek kaliteli bir yaşam sürme şansını kaybediyor. Ayrıca üst solunum yollarında başlayan sorun ilerleyerek alt solunum yollarına kadar iniyor, astım ataklarına yol açabiliyor. Yapılan çalışmalar bahar alerjisinin astıma dönüşme oranının yüzde 30 gibi yüksek oranda seyrettiğini ortaya koydu. Bunun nedeni ise hastaların ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zamanında doktora görünmemeleri, alerjenden yeterince korunmamaları ve sigara içmeleri.
Aşı etkili oluyor mu?
Aşı tedavisinde amaç;  alerjik olunan alerjene karşı vücudu yavaş yavaş alıştırıp, bu maddeye karşı oluşan reaksiyonu  azaltmak. Ancak aşı tedavisi çok tartışmalı bir konu. Çünkü etki mekanizması henüz tam olarak ortaya konamadığı için ileride vücutta ne tür bir reaksiyon ortaya çıkacağı net olarak bilinmiyor. Bahar alerjisinde ilaç tedavisi zaten hastaların yakınmalarının büyük oranda hafiflemesini sağlayabiliyor. Dolayısıyla aşı tedavisi ancak ilaç tedavisinden fayda görülmediğinde, vücut sadece tek bir alerjene karşı reaksiyon gösteriyorsa ve kişi bu maddeden korunamıyorsa yapılmalı. Riskli bir tedavi yöntemi olduğu için aşının mutlaka hastane ortamında ve alerji konusunda eğitim almış bir uzman tarafından yapılmasına dikkat edilmeli. Aksi halde aşılar fayda vermek yerine, ‘anaflaktik şok’ adı verilen ağır tabloya kadar varabilen ciddi yan etkilere neden olabiliyor. Dolayısıyla seçici olmak ve aşı tedavisini her hastaya yapmamak gerekiyor. (Aşı tedavisi her yıl mı yapılıyor, koruyuculuk oranı nedir? Hangi sıklıkta tekrar edilmesi gerekiyor?

POLENLERE GEÇİT VERMEYİN!
Bahar alerjiniz varsa dikkat etmeniz gereken en önemli şey, polenlerle teması önlemek.
•    Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde pencereleri kapalı tutun ve arabanızın camlarını da açmayın.
•    Evinizin içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanın.
•    Dış ortamda aktivitelerinizi azaltın. Özellikle polenlerin yoğun olduğu 05-10 saatleri arasında dışarı çıkmayın.
•    Polenlerin yoğun olduğu yerlerde egzersiz yapmaktan kaçının.
•    Mümkün olduğunca yeşil alanlarda bulunmayın.
•    Dışarı çıkmışsanız eve girer girmez kıyafetlerinizi değiştirin ve duş almayı ihmal etmeyin.
•    Kıyafetlerinizi yatak odasında çıkarmamaya dikkat edin.
•    Ağzınızı ve burnunuzu koruyan maske de kullanabilirsiniz.
Polenlerin yoğunlukta olduğu sabah saatlerinde dışarıya çıkmak zorunda kaldıysanız, burnunuzun çevresine bir miktar vazelin sürün. Böylelikle alerjenlerin büyük bir bölümünün o bölgeye yapışıp, solunum yoluna ulaşmaz.

Çarşamba, 12 Mart 2014 15:46

ASTIM

astimHavayollarının kronik inflammatuvar  (yangısal) bir hastalığıdır. Belirli aralıklarla ortaya çıkabilen nefes darlığı, öksürük , balgam çıkarma, göğüste sıkışma gibi solunumsal şikayetlerle karakterize ve atak olmadan hastaların kendilerini tamamen normal hissettikleri bir hastalıktır

Astım hastalığı, alerjik bünyeli kişilerde daha çok görülüyor, yaşam boyu sürüyor, öksürük ve nefes darlığı şikayetleriyle hayatı zorlaştırıyor. Alerjik astım mevsimsel özellik de taşıyor. Sonbahar ve ilkbaharda alerji artıyor, kişinin alerjik bünyesine bağlı olarak bronşlar kendisini korumak için kasarak ve daralarak cevap veriyor. Bu da nefes alma zorluğunu ortaya çıkarıyor. Astım hastalığının dünyada 350 milyon kişiyi etkilediği sanılıyor. Ülkemizde ise tüm nüfusta görülme oranı yüzde 7 olan astımın, yaklaşık 5 milyon kişiyi etkilediğini söylemek mümkün.

Bir astım hastasının günlük hayatı hastalıktan nasıl etkileniyor?
Astım hastalığı kronik ancak belirli aralıklarla hastada problem yaratan bir hastalıktır. En büyük özelliği nefes darlığı ve öksürüktür. Dolayısıyla hastalığın aktif olduğu dönemlerde hastaların tüm yaşamları altüst olmaktadır. İş gücü kayıplarının en önemli sebeplerinden birisidir. Acile başvuran hastaların veya hastanede yatan akciğer hastalarının en önemli kısmını astım hastaları oluşturmaktadır.

Hastalığın belirtileri ve nedenleri nelerdir?
•    Hastalığın belirtileri, öksürük ve nefes darlığıdır. Bu değişik oranlarda beraber veya ayrı ayrı olabilir. Özellikle gece öksürükleri tipiktir.
•    Hırıltılı solunum, sırtüstü yatamama, kriz tarzında boğucu öksürükler balgamlı veya balgamsız olabilir.
•    Dağınık göğüs ağrısı, beraberinde burun tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde yaşarma gibi diğer alerji belirtileri olabilir.
•    Çok ilerlemiş vakalarda yoğun bakıma gidecek kadar ciddi nefes darlığı, morarma ve koma dahi oluşabilir.
•    En önemli nedeni alerjik bünyeye sahip olmaktır.
•    Alerjik kişilerde en sık ev tozu akarları, polenler, ağaç, çiçek tozları, kirli hava, sigara dumanı, yoğun kokular gibi solunumsal maruziyet sonrası hastalık tetiklenir ve klinik tablo oluşur.
•    Bunun yanında endüstriyel atıklar, gazlar, mesleki maruziyet gibi faktörler de astıma sebebiyet verebilir.
•    Alerjik olmayan astım tipleri de vardır. Bunlarda da bünyesel faktörler ön planda olur. Psikolojik travma da astımı tetikleyebilir.
•    Astım olmayan ancak alerjik rinit, sinüzit veya reflü gibi hastalığı olanlarda yatkınlık varsa bu hastalıkların tetiklenmesiyle de astım oluşabilir
Bir astımlıya, hastalığını kontrol altında tutabiliyor, normal yaşayabiliyor diyebilmek için hangi kriterler gerekiyor?
Astım tedavisinde hedef sıfır şikayet olmasıdır. Hasta istediği her şeyi yapabilmelidir. Eğer gece uykularını bölen öksürük, nefes açıcı kullanma ihtiyacı, efor sırasında göğüste sıkışıklık hissi, efor kapasitesinde azalma, hırıltılı solunum gibi şikayetler varsa hastalık kontrol altında değildir.
Astım hastalığı en çok yetişkinleri mi çocukları mı etkiliyor? Yoksa çocukluktan başlayıp yetişkinlikte mi sorun olmaya devam ediyor?
Alerjik astım daha çok çocuklukta görülür ama her yaşta çıkabilir. Çocuklukta iyi kontrol altına alınamamış astım ileride daha ciddi sorunlar çıkarabilir. Çocukluk çağında başlayan astımlıların bazılarında ise yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin güçlenmesi ile astım hastalığının şiddetinde azalma görülebilir.
Hastalığın tedavisi nasıl yapılıyor?
Tedavide genellikle inhalasyon ( nefes ) yoluyla alınan ilaçlar kullanılıyor. Hastalığın şiddetine göre ilaç ayarlaması veya doz ayarlaması yapılıyor. Nefes açıcı ve kortizon içeren kombine preparatların kullanılması en etkili tedavi yöntemidir. İnhalasyon yoluyla kullanıldıkları için sistemik yan etkileri yok denecek kadar azdır. Bunun yanında anti alerjik ilaçlar da sık olarak tedavide kullanılmaktadır. Hastada beraberinde alerjik rinit, sinüzit ve reflü varsa bunların tedavisi de büyük önem taşır.
Hastaların en sık yaptıkları yanlışlar nelerdir?
Birincisi iyileştim diyerek ilaçlarını doktordan habersiz kendi istekleri doğrultusunda kesmeleri. İkincisi ise kortizon tedavisi almam diyerek kullanmakta olduğu ideal ilaçları reddetmeleridir.
Astım hastasının hayat konforunu artırmak için neler yapılmalıdır?
Hastalığı hakkında iyi eğitilmeli ve hastalığın kontrol altında tutulma kriterleri hakkında bilgilendirilmelidir. Yaşadığı ortamda alerjen barındıracak halı, çiçek gibi ürünleri az kullanmalı ev tozuna karşı ev etkili bir şekilde silinmelidir. Özel toz tutmayan çarşaf takımları kullanılmalıdır. Sigara dumanından uzak olunmalı, yüzme ağırlıklı olmak üzere spora önem verilmelidir. Aynı zamanda kilo kontrolü de önem taşımaktadır. Zira şişmanlık astım hastalarının hayatını zorlaştıran bir faktördür.

Page 1 of 2